şehrin sokaklarında
inadına
betondan çiçekler açarken
sessizliğe alışır mı
yüreğime
inadına tohumlar serpilirken
Çıkarsızdır
Benim sevdalarım
Parasız pulsuz
Uçsuz bucaksız bir dünya
Dolaşır karın tokluğuna tutkulu
Bir kara sevda
Üç bacaklı bir tabure bıraktım
çıkmaz sokağa
bacasız
kuzine sobayı kurdum
köşe bucak duman altı olsun istedim
seni karşıma koydum
aç bakalım
gönlümün kapısını çilingir
gün akşam olmadan
sofrayı
gündüzü içelim
üzerinden geçelim akşamın
Akşamın kizıllığında
seyre daldım
sevgilinin gözlerinden baktım gökyüzüne
kollarımda hayat ve koynumda saklıydı sevda
beklemezdim bu kadar güzelliğin hepsini bir arada
aklıma gelmezdi ufuk çizgisi ile sohbet edeceğim hiçbir zaman
Çimlere uzanmak ciddi bir iştir
sereceksin önce
bembeyaz örtüyü bir güzel; alacaksın gökyüzünü karşına
sol yanını bırakacaksın bir güzel sevgiliye
bir güzel seveceksin onu dönüp bakmadan yüzüne
azıcık çekinme, içeride sevdaya dair fırtına olursa olsun
Gökyüzünde allı turnalar geçerken
sıra sıra
hüzün var
ne acılar yaşanır yeryüzünde
çıplak ayaklarıyla toprağa basanın
gözlerinde hüzün var
Düşündüğümde seni simsiyah gözlerinin hapsinde
ve incecik bileklerinde vicdan kanıyorken
çocuk işçiliğinin teri karışır
alın terine zamanın
çıplak ayaklarındaki prangaların kiri pası akar
karanlık tamirhanelere
Kahverengiyi severim ben
sen bakarken
gözlerini
ıspanak yeşilini severim
ve günü geldiğinde
gökyüzü mavisinde ölmek isterim
Gönderdiğin fotoğrafların ağıdını söylüyordu şarkılar
gökyüzünün bulutlara ettiği ahını...
Gecenin suskunluğu nicedir böyle, zifirde kayboluyor çizgiler
derdiğimiz saçlara düşürüyor hüznün beyazını...
Sabahı beklemekten yorgunum artık
bir yerden başlamak lazım, ay dönüyor geldiği yere...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!