Ağaçlar yaş iken eğilir bükülür
sevgili ay ışığında sevilir
gün olur
başımıza çoraplar örülür
bir suç işlemişiz gibi
sanki yasak bir duvardan atlamışız gibi
Sen benim fermanımın
ilk hecesisin
geçmeyen zamanın ay ışığındaki son gecesi
bu son gidişimdir senden
belki
bir tabure olacak ayaklarımın altında
I-
Bir cana bakar gibi bakıyorum duvara,
konuşuyor benimle
senin konuştuğun gibi.
Havara taşına yaslanıyorum, kucaklıyor teni, kolları varmış gibi
aynı sen gibi, senden seni koparıp getirmiş gibi...
şehrin sokaklarında
inadına
betondan çiçekler açarken
sessizliğe alışır mı
yüreğime
inadına tohumlar serpilirken
Çıkarsızdır
Benim sevdalarım
Parasız pulsuz
Uçsuz bucaksız bir dünya
Dolaşır karın tokluğuna tutkulu
Bir kara sevda
Üç bacaklı bir tabure bıraktım
çıkmaz sokağa
bacasız
kuzine sobayı kurdum
köşe bucak duman altı olsun istedim
seni karşıma koydum
aç bakalım
gönlümün kapısını çilingir
gün akşam olmadan
sofrayı
gündüzü içelim
üzerinden geçelim akşamın
Akşamın kizıllığında
seyre daldım
sevgilinin gözlerinden baktım gökyüzüne
kollarımda hayat ve koynumda saklıydı sevda
beklemezdim bu kadar güzelliğin hepsini bir arada
aklıma gelmezdi ufuk çizgisi ile sohbet edeceğim hiçbir zaman
Çimlere uzanmak ciddi bir iştir
sereceksin önce
bembeyaz örtüyü bir güzel; alacaksın gökyüzünü karşına
sol yanını bırakacaksın bir güzel sevgiliye
bir güzel seveceksin onu dönüp bakmadan yüzüne
azıcık çekinme, içeride sevdaya dair fırtına olursa olsun
Gökyüzünde allı turnalar geçerken
sıra sıra
hüzün var
ne acılar yaşanır yeryüzünde
çıplak ayaklarıyla toprağa basanın
gözlerinde hüzün var




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!