Bir Tavuk Şişlik Memleket
Yurdumun güzel insanları,
Bir zamanlar lokantaya gitmek hayatın olağan akışının parçasıydı. Şimdi ise küçük bir kutlama, bir cesaret gösterisi, hatta bazen bir ekonomik risk haline geldi.
Geçen akşam eşimle birlikte bir lokantaya gittik. Önümüze menü geldi. Sayfaları çevirdik. Fiyatlar gözümüzün önünden geçti. Bir tavuk şiş 450 lira.
İki tane söylesek bütçe sarsılacak.
Birbirimize baktık. Uzun uzun konuşmadık. Çünkü yoksulluğun dili sessizdir. Bir tane tavuk şiş istedik.
Garson yüzümüze baktı. Menüyü nasıl incelediğimizi gördü. Hesap yaptığımızı anladı. İnsan bazen bir cümle kurmadan da derdini anlatır. Sağ olsun, bol lavaş getirdi. Yanına salata ekledi. Sanki iki kişilik sipariş vermişiz gibi davrandı.
O gece bizi doyuran tavuk şiş değildi.
Bizi doyuran, bir garsonun hâlâ insan kalabilmiş olmasıydı.
İşte sosyolojinin başladığı yer tam da burasıdır.
Çünkü toplumlar sadece milli gelir rakamlarıyla ölçülmez. Bir ülkede çalışan bir garson, müşterinin açlığını devletten önce fark ediyorsa, orada ekonomik tablolardan daha büyük bir gerçek vardır.
Bir memlekette insanlar lokantaya gidip menüden fiyat saklıyorsa, çocuklarına "canım çekti" diyemiyorsa, markette gram hesabı yapıyorsa, sorun bireylerde değil düzendedir.
Siyaset kürsülerde büyüme rakamları anlatırken, vatandaş masada lavaşı bölüşüyorsa ortada ciddi bir kopuş vardır.
Çünkü refah; televizyonda anlatılan değil, sofrada hissedilen şeydir.
Bir ülkede iktidarın başarısı sarayların büyüklüğüyle değil, emeklinin ve işçinin lokantada utanmadan sipariş verebilmesiyle ölçülür.
Yoksulluk sadece cebin boşalması değildir.
Yoksulluk, insanın seçeneklerinin azalmasıdır.
İki tavuk şiş yerine bir tane istemektir.
İçecek siparişi verememektir.
Hesap gelmeden önce hesabı düşünmektir.
Ve en acısı, bütün bunları normal kabul etmeye başlamaktır.
Bir toplum için en tehlikeli eşik budur.
Çünkü açlık değil, açlığın sıradanlaşması korkutucudur.
O gece lokantada iki kişi yemek yedik.
Ama masamızda görünmeyen misafirler de vardı:
Enflasyon vardı.
Gelir adaletsizliği vardı.
Düşük ücret vardı.
Geçim sıkıntısı vardı.
Ve bütün bunların arasında, insanlığını kaybetmemiş bir garson vardı.
Belki de hikâyenin kahramanı oydu.
Çünkü bazen bir memleketi ayakta tutan şey büyük nutuklar değil, fazladan getirilen birkaç parça lavaştır.
Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Nasıl oldu da çalışanın bir öğün yemek yemesi lüks, buna rağmen bunu sorgulamak ayıpmış gibi davranmak normal hale geldi?
İşte hikâye burada bitmiyor.
Çünkü bu sadece bir tavuk şiş hikâyesi değil.
Bu, emeği büyüyen ama sofrası küçülen milyonların hikâyesidir. Bu, istatistiklerde değil, lokanta masalarında yazılan bir memleket hikâyesidir. Ve o hikâyenin en sert cümlesi şudur:
Bir ülkede insanlar bir tavuk şişi paylaşmayı kader sanıyorsa, sorun sofrada değil; o kaderi yazan düzendedir.
Kayıt Tarihi : 4.07.2026 09:40:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Mersin mezitli'de de giderken geldiğin yolculuk İstanbul'dan Mersin'e tatil amaçlı gelmiştim akşamüstü karnım acıkmışken bir restoranta yemek yemek eşimle beraber Bir akşam sohbet garsonun bize gösterdiği esneklik sayesinde bu şiiri kaleme aldım güzel tarafı olduğu kadar üzücü tarafı da elbette vardır üzücü tarafını görmeden güzellikleri yazmak istediğim bir anı idi ve o anı bu şekil satırlarım




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!