Geniş açılı odaların daralan tavanı altında,
Saat kalbimi kemiren bir tıkırtı sadece.
Görünmez iğnelerle dikilmiş gölgeler,
Adımları siliyor, sesleri yutuyor,
Bir tek ağırlık kalıyor omuzlarda:
Yabancı ellerin çizdiği o eğri çizgi.
Nefes, odanın dikey sınırlarına çarpıp dönerken,
Bakışlar kırılıyor köşeli masaların soğukluğunda.
Her sabah yeniden kurulan o dilsiz kuşatma,
Ruhu un ufak etmek isteyen o tozlu fısıltı...
Ama masanın üzerinde duruyor işte,
Kendi sessizliğinde parıldayan bir vaha.
Dört köşesiyle dünyayı dışarıda bırakan,
O ak, o bakir, o lekesiz düzlük.
Bütün dikey baskılara inat, yatay bir özgürlük.
Uçurumun kenarında açan tek bir çiçek gibi,
Bir a dört kağıdı duruyor, zamandan azade.
Ve kalemin ucu dokunuyor beyazın kalbine,
Yavaşça akıyor içimdeki o son nehir.
Siyah mürekkep, zincirleri çözen bir anahtar şimdi;
Gövdesi yukarıda, kökleri derinde...
Sayfanın en altına doğru yürürken adımlarım,
Hafifliyor göğsümdeki o eski dağ.
Çünkü orada, o son düzlükte,
Noktanın koyulduğu o kuytu köşede,
Bütün kuşatmalar dağılıyor birden.
Özgürlük, bir paragraf boyu kadar yakın,
Ve beyaz, siyahı ilk kez bu kadar çok seviyor.
Kayıt Tarihi : 11.07.2026 11:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!