BEYAZ BOŞLUK
Bir hüzün bırakacaksam eğer,
Akşam ışığının camdan çekilişi kadar
Kısa ve zarif…
Hayatın cümlesinden düşen
Bir kelime gibi sessizce olsun.
Göğün rengi solgun bir huzura dönsün,
Yağmur karıştırsın toprağa son hatıramı.
Ne yazın kavurucu soluğunda çatlasın dudaklarım,
Ne kışın ayazı titretsin ardımdan gelenleri.
Giderken ilişmeyeyim günün telaşına.
Sabah perdeleri aynı ışıkla açılsın,
Çaylar aynı buğuyla tütsün masalarda.
Öğle vakti kimsenin lokması
Ansızın kedere kesmesin.
Akşam kapılar her zamanki gibi açılsın.
Ben..
Yalnızca eksilmiş bir ses kadar
Fark edileyim.
Bir nehrin sislere karışan son kıvrımı gibi
Çekeyim kendimi zamanın içinden.
Sade bir veda olsun benimkisi.
Gösterişsiz,
Gürültüsüz,
Ve mahcup…
Tam da hayatın farkında olmadan güzelleştiği bir anda,
Tandır ekmeğinin sıcaklığı dolaşırken sokaklarda,
Pencerelerde çiçekler gün ışığını sessizce toplarken,
Bir çocuğun kahkahası uzak bir avludan yükselirken,
Yokluğum karışsın günün çekilen ışığına.
Yaşadığım hayata bırakılmış
Küçük ve zarif bir teşekkür gibi.
Sadece hafif bir sükût kalsın.
Adım...
Ya okunmuş bir mektubun sonunda kalan
Beyazlık gibi kalsın
Ya da Rüzgârın suya yazdığı
Kırık bir harf gibi silinsin.
İkindi vakti olsun mümkünse.
Gölgenin uzadığı,
Sokakların sesini kısmaya başladığı,
Gökyüzünün altın bir tülle örtündüğü o saat.
Ne çalan telefonlar irkiltsin yürekleri,
Ne kara bir haber bölünsün sofralara.
Camlarda son güneş dolaşırken,
Kuşlar yavaşça susarken,
Şehrin kalbinden telaş çekilirken
Geçsin vedam.
Belki sıradan bir çarşamba,
Belki kimsenin adını anımsamayacağı sakin bir perşembe.
Ne gün bütünüyle bitmiş olsun,
Ne de hayat bütün ışıklarını toplamış.
Zamanın eşiğinde duran o duru arafta
Bir satır arası kadar eksileyim dünyadan.
Yaşamak…
Kırılmadan eksilmenin bilgisidir biraz,
Bir kalbe değip yankısını rüzgâra emanet etmek,
Kabuk bağlamış acıların üstünden ışık gibi geçmek…
Gitmek de böyle bir vakarla olmalı,
Günün son altını akşama bırakışı gibi,
Bir yaprağın toprağın belleğine karışması kadar sessiz.
Öyle bir vakit olsun ki gidişim,
Eylülün ince ışığı değsin taşlara,
Nisanın yumuşak yağmuru
Yıkasın ömrümün son izlerini.
Ter düşmesin mezar taşıma.
Üşümesin kürek tutan eller.
Sadece derin bir sükût...
Bir ömrün çekildiği yerde
Kalan son beyaz boşluk.
08.08.2026
Ali Fırat DicleKayıt Tarihi : 8.08.2026 10:38:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!