Mevsimlerden hazan, yıllardan bilmem ne bela...
Gardan uğurlarken seni, bir cumartesiydi.
Sana veda ederken kulaklarımda hâlâ;
Raylarda bestelenen, bir ayrılık senfonisiydi!
Nedense ayrılırken hiç vedalaşmamıştık...
“Aşk bir büyüdür,” derlerdi de
Hiç inanmamıştım...
Nereden bilirdim ki?
Ben ömrümde hiç âşık olmamıştım;
Anamdan bile şefkat görmemiş,
Gönül bahçemde soldu çiçekler; kırıldı dallarım,
Artık baharlarım hep hazan... Kışlarım zemheri!
Sensiz tarumar oldu ömrüm; beyhude geçti yıllarım,
Bizar oldu beklemekten gönül; gittiğin günden beri!
Yağmurlarım yağmaz oldu; bulutlar küskün...
Ey bülbül! Neden ahüzâr edip hep ağlarsın?
Batmış gülün hârı sinene; güle yanarsın.
Âşık oldun o güle, bağında bağbân oldun;
Ahüvah ile geçti ömrün, sarardın, soldun.
Bir ben kaldım bu köhne şehrin...
Çıkmaz labirentinde kaybolmuş, çaresiz.
Bir ben serseriyim bu akşam da;
Karanlık sokaklarda kimsesiz...
Sönmüş tüm ışıklar, ortalık zifir karası;
Çerçiler satarım düşler sokağında,
Üç tekerli eski, yorgun arabamda.
Günü takas ettim bir kuru ekmeğe,
Üç tekerli eski, yorgun arabamda.
Bulutlardan, atlas kumaşlar yaparım,
Gülen gözlerine... değmesin hüzün;
Üzülmesin, ağlamasın; gülsün hep yüzün.
Mutluluklar ayrılmasın hiç kapından,
Güzellikler eksik olmasın... hayatından.
Günün aydın olsun, gecelerin aydınlık;
Gecelerin sessiz yalnızlığında;
Tek sırdaşım parlayan yıldızlar.
Her gözümü kapattığımda;
Canlanır yeniden tüm hatıralar!
Gecelerin kasvetli karanlığında;
Yaşlandı yüreğim...
Kırkımı çoktan aştım.
Yıllar sonra yolda rastladım;
Hatıralarımdan izlerini silemediğim,
Kanayan bir yara yüreğimde...
Gençlik aşkım!
Sen; bu yolda hercai bir yolcu, bense... bir hancı;
Gözlerin kalbinin aynası... Dilin; pervasız bir yalancı!
Ayrılık pusu kurmuş bekler; içimde... derin bir sancı.
Her geçen gün yüzün bana, biraz daha yabancı.
Artık ne yol ne de yolcu bekler, bu han kapıları;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!