Gecelerin sessiz yalnızlığında;
Tek sırdaşım parlayan yıldızlar.
Her gözümü kapattığımda;
Canlanır yeniden tüm hatıralar!
Gecelerin kasvetli karanlığında;
Bezm-i Elest’te bade-i aşkı içtik câm-ı mukaddesle,
"Kal-u Belâ" demiştik o dem ruhânî bir nefesle.
Lakin nisyana daldık, nefse olup perestiş,
Mahbus olup mahzun kaldık, bu dâr-ı pür-hevesle."
Yeşil gözlerinde akşamdan kalma bir hüzün,
Hazan çiçekleri gibi solmuş gül yüzün,
Güz yaprakları gibi tarumar olmuş saçların,
Elveda derken ince ince süzülen gözyaşların.
Unutamadım, unutulmuyor.
Yaşlandı yüreğim...
Kırkımı çoktan aştım.
Yıllar sonra yolda rastladım;
Hatıralarımdan izlerini silemediğim,
Kanayan bir yara yüreğimde...
Gençlik aşkım!
Git, gitmek istiyorsan;
Beni hicranınla bırak.
Bıktım bu ayrılıklardan!
Bir görünüp bir kaybolan,
Ateşböceği misali aşktan...
Garda atılan voltalardan
Yaşamın kıyısında hayatımı seyrediyorum;
Kuş kanadından seyre dalmış gibi...
Donmuş yüreğimdeki tüm umutlar,
Yüce doruklardaki kar gibi.
Dünya döndü, ben uzaktan seyrettim;
Sen; bu yolda hercai bir yolcu, bense... bir hancı;
Gözlerin kalbinin aynası... Dilin; pervasız bir yalancı!
Ayrılık pusu kurmuş bekler; içimde... derin bir sancı.
Her geçen gün yüzün bana, biraz daha yabancı.
Artık ne yol ne de yolcu bekler, bu han kapıları;
Burada geçmiyor günler be gülüm,
Gündüz dört sağır duvar,
Geceleri kör karanlık, hepten zulüm;
Üstüne üstüne gelir parmaklıklar.
Haftada bir görüş günüdür her pazar,
Hazan; ihanet ve ayrılıkların, iki yüzlü mevsimi...
Soldurdun alı, yeşili; çaldın mavinin rengini!
Yeryüzü hüzün sarısına boyanmış, umutlar kara;
Tükenen aşklar, seven kalplerde onmaz bir yara.
Tren garında, işte böyle bir hazan günü vedalaşmıştık...
Yıldızlar gibi kırpışarak... tükendi ömrüm,
Sonsuz bir karanlığın tam ortasında.
Bir kardelen çiçeği gibi boynumu büktüm;
Bembeyaz karlar içinde, erbain ayazında...
Hazan rüzgarlarıyla savrulup gitti gençliğim,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!