Dün gece uykumda...
Tebessümle uyandım,
Koskoca yatakta,
Tek başıma.
Müstehcen bir ifade
Gülümseyen yüzümde;
Sen hiç sokak çocuğu gördün mü?
O; saf duygularını ve çocukluğunu, Arnavut kaldırımlarında yitirmiş...
Geçmişinde kaybetmiş geleceğini; yıllar olmuş şefkat eli değmeyeli;
Pazaryeri ipek saçlarına, toprak çatlağı o, gül yanaklarına...
Sen hiç sokak çocuğu gördün mü?
Şu yalan dünyanın malını, bir servet sandım;
Bunca demdir tamah edip; boşa aldandım...
Hayaller peşinde koşup; nefsime kandım;
Heyhat!.. Nafile geçti ömür; beyhude yaşlandım!
Bu fani dünyaya inanıp, boş yere bağlandım;
Tükenir bazen...
Ekmek, su tükenir.
Bazen tutulur dilin;
Söz tükenir.
Bazen de ağlamaktan,
Gözünde yaş tükenir.
Bizim ülkümüz Turan'dır;
Kızıl elmadır ilkemiz...
Biz bu milletin Mecnun'u,
Bu vatanın kara sevdalısıyız!
Geldim... gidiyorum;
Çırılçıplak, anamdan doğduğum gibi.
Yelken açıyorum, ufuksuz bir dünyaya...
Bir hicran öpücüğü konduruyorum bu hayata;
Gidiyorum, yapayalnız geldiğim gibi.
Bir karavan ve bir de patili şirin dostum “Yoda”...
Vurduk yollara; bir gecenin sessiz karanlığında, ay ışığında.
Birbirine iki arkadaş, iki dost, iki yalnız yoldaş;
Ardımızda bırakarak tüm hatıraları: yolları, dağı, taşı.
Sessiz karanlığın içinde, karavanın üstüne vururken ayın şavkı;
İçeride kahve aroması ve nostaljik, Nihavent bir şarkı...
Deremeden ömrümün hasadını,
Gözüm açık gideceğim...
Saklı kalacak tüm hatıraların bende;
Bir yediveren olup filizleneceğim,
Toprak olan bedenimde.
Ruhum hayat bulacak gövdesinde;
Bir sabah çekip gittin aniden; ne oldu sana?
Haber vermeden... Bir şey söylemeden bana!
Öyle bir ateşe attın ki beni, yana yana;
Kül olmaya razıyım; bitsin bu hasret, yeter ki!
Sensizlik bir yara... Büyür içimde her gün.
Zaman; ömrümde akan hırçın bir nehir...
Hem izlemeye doyamıyorum;
Hem bir o kadar yetemiyorum ardından...
Mum gibi titreyip; alevimde eriyerek tükeniyorum.
Bir ömre kaç bahar, kaç mevsim sığar?
Şu mahzun ömrüme gelmez mi hiç bahar;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!