Efendi ve köle sadece mal mülk sahipliği konusunda ayrışmıyorlardı. Mal mülk sahipliği ve maldan mülkten yoksunluk, saygılıma seremonilerine de, konu oluyordu. Bu nedenle efendi ve köle önünde tazim edilen ve tazim eden, olmakla da ayrışıyordu.
Efendi saygılınındı. Köle eğilerek, yer öperek, efendinin eteğini öperek, saygılıdan; temenna edendi. Köleler bu tür temenna ve tazim içinde bulunmakla ritüelce içende olup, ayin yapıyorlardı. Bun tür saygılıma şekillerini ailesine ve çevresine de öğretiyordu.
Artık ritüelle oluş çevrenin bir sosyal öğrenme basıncıydı. Ritüeli oluş efendi aitlik ilişkisiydi. Efendiler bu tazimlerde, tazim ettirilişlerde hoşnut olup; bu tazimde olan tutumlar içinde kölelerinin kendisine bağlılığını buluyorlardı.
Sosyal yaşam; bencilliğin dayanışması olan ortaklaşma ve ortaklaştırmaydı. Bu, en temel ve minimum meşruiyetti. Sürü içinde, sürüden kopuk öbek hareketleri vardı. Öbek içinde oluşan tutum, davranış salınımlı çevrimlerini öbek; sınırlı ve iletilmeli tuttu. Öbek içiyle sınırlı tutulan salınım, öbeğin içinde yoğunlaşmakla öbeğine iskelet hareketli bir görünümünü verdi.
Yoğunluğun iskelet hareketli görünüm veren salınım disiplini, öbek içinde belli bir çevrime ve belli bir yer ilişkisine bağlı çevrimlerine dönüştüğü an; öbek süreci totem alanlı çevrimine başlamıştır. Tüm maharet bu öbek salınımını muhafaza etmekti. Bu muhafaza etme işi öbeği, sürü tutumlu oluştan koparmak ve totem alan içinde yalıtmaktı.
Totem alan, öbeğin bu tür bencilliğe bağlı minimum sosyal meşruiyet ligini; totem alanlı grup rızası oluşla ortaya koymuştu. Artık meşruiyeti oluş; grup razı lığı ya da totem grup rızasıydı. Neydi bu grup razı lığı? Temel gereksinimlerin herkese karşılanıyor olmasıydı. Sağlama gücü yetene göre değil, grup (insan) aitliğine göreydi
Senin değilse
Seninmiş gibi aşır
Bir şase
Bir kasa
Değeri bilmez ama
Yükü taşır
Kadim soğuklar işliyordu, ciğerine ciğerine
Öfkeyle “es” dedi, küskünce “pes” dedi; ama hışmını “kes” dedi
Bahardan kışa, kıştan bahara üretim namusuna; ahit demiş, erdem demiş
Nadim düşmüş, şimdi sahipliği yok, hayali yok; yolcular üzerine
Üreten ilişkilerden bağıntı her bir kaideyi töresi
Köleci dönemin başlarında, ittifakı yapının farklılaşan, gelişen, değişen yüzüyle; yeni bir yaşantı tipi ve yeni bir insan tipi anlayışı ortaya çıkmıştı.
Yeni şey, eskinin üstüne bina oluşla; anlam değişmelerine, anlam sapmalarına uğrayacaktı. Eski ittifakı iman kalıplarının uğrayacağı anlam değişmeleri; hali manzarayı yansıtan anlamlandırma olmaktan öte bir şey değildi.
İttifak iki güçlükle baş başaydı. Birisi yeni oluşan değişen köleci sürece ayak uydurmak ve bu süreci kavrama çatışmalarıydı. Eski değer yargılarına göre beliren mantığı, yeni sürece anlam veremiyordu. Yeni süreci bir türlü içine sindiremiyordu. Ama sürecin de böyle yeni şekliyle yaşanması gerektiğini algılatan bir çok görsellikti, öznel söylemlerin inanması içine de, hapsolmuştular.
Ökülteden dolayı artık yorum vardı. Anlaşılamayan ökülte gelen bu anlatımları, şimdiki köleci düzleme göre açıklamanın yorumlamaları olacaktı. Bu yeni yorumlamalar, tümen tümen saygınlık kazanacaktı.
Kendisi ökülte olan ve sürece göre bir kez daha ökülte kalan köleci anlayışlı mülkiyetçi dinler, dahi; köleci düzen öncesi anlatımlarını kendisine göre yorumlayışla; dinlere meşru öğüt kıssası yapmanın anlatım zeminini olacaktılar.
Kendi öncesindeki totem ve ilah düşüncesi, köleci düzene batini gelen ökült anlaşılmazlık olmasından ötürü de dinler bu ökülteye; put ya da taşa toprağa tapmanın müşriklik âdeti, diyeceklerdi!
Yine yemini yemiş te
Kıpır kıpır
Bir ahını tutumda
Nışadır değmişle zıpır
Solucan gibi yaşama dururla
İşte organiklerin bu içte ve dıştaki seçme ayıklamaya dek, etkiyen-etkilenen; uyaran-uyarılan salınımdı girişen nokta, bir devinimler kümesi oluşuyla temel sıfır düzlemdirler. Zaten bu sıfır noktaya değin, öncesi koşullarınız yoksa akıştı eğilim ve davranışlarınızda yoktur. Bu yüzden insanlık bu kabil sıfır düzlemli tutumların üretilen sağlanışlar içindeki, kullanımdı egemenlik durumları muktedirliğine göre ittifak dönemi sonrasındaki gelişen ve giderekten de eşitsiz toplumların bunda daha çok etkin olduğu zaafları doğrultusunda, bu sıfır düzlemi ihtiyaçlara ve dolaysıyla bunun esaretine, mahkûm oldular.
Yani doğadaki avcı ve toplayıcı bir insanı ne doğanın kölesi olurla göreceksiniz, ne de bu eğilimlerin olmamasını sizin bir özgürlüğünüz (!) olaraktan belirteceksiniz. Kölelik toplumsal insanın konusudur. İnsanın heva, heves ve temayüllerini özgürlük saymak, başka bir garabettir. Bu sıfırıncı düzlemlerini koruyan insan, toplumsal olamamakla ve toplumsal gücü göremeyecek oluşla, asla özgür değildir. Toplumlardaysa, toplumun öznel ve etkin unsuru olan insanlar; kendi bireyliklerini birbirleri arasında, bireyin kendi dışındaki bireyle yaptığı, dıştan bağıntıyı organize etmişlerdir. Ve bu organize bilinç; seçme ayıklama yapabilirliğin insanca ve bilinçli bir muktedirliğidir.
Siz toplum aşamasına gelmedikçe özgürlük ortada yoktur. Yazar burada nasıl bir toplumu, konu etmemektedir. Sadece toplumu ve toplumsal gücü, var olan toplum üzerinde vurgulamaktadır. Burada Dünya ve bitkiler bize ait değildi. Aksine, hepimiz hepimize aittik. Söz gelimi, eğer bitkiler bize oksijen armağan edişle, kölece bir hizmet akit ediyorlarsa(!): biz de onların oksijen okyanusu ortamı içinde boğulmadan, onların bir yan atığı olan oksijenlerini tüketiyorduk. Yani, bizler de ototrofların çöpçülüğünü yapıyorduk(!) Ve yine bizler onlara köleler gibi beslenmeleri için harıl harıl karbondioksit atığı salı veriyorduk(!)
İşte sosyal birlikti komün düzen içindeki var bulunan totem gibi bir soyut-somut güç kaynağını da devir almıştılar. Totem algı yeni süreç içinde sunum malzemesi olacakla ve yol esnekliğine göre, zamanla gerekli değişim ve dönüşümlerini yaparaktan, bu meşruiyetin öznel kaynağı olacaktı. Önce düzenleyen bir tanrılar hiyararşisi ile geçişenleşen totem kazanımlar, tanrılar birliği girişmeleri ilen de çelişkili birliğin, bir tekliği olacaktı.
Artık totem mantık dinler içinde, imanın yerini tutmuştu. İmanımız kadarla totemciktik, totemdik kadarla da imanlıydık. Yanlış bir şeyde yoktu. Yanlış olan o günkü sistemi bugün içinde çevrime sokup sistemle beraber dönderemez olmanızdı!
Açıkçası bu soyut osilasyon kaynağı, bir yönde sömürünün ve sömürülmenin, zincirleme olan kanıksamadı katlanmasını ortaya koyarken; diğer yandan da sosyal yaşamın bilinebilir, ona göre davranılabilir aidiyet unsuru oluyordu. Yine insanlar sosyal hayat içindeki öznel yaşamlarıyla, toplumsal yaşamın verdiği gerilimlere de nefes oluyordular. Her halükarda da insanın insanlaşmasını, pek çok koldan gerçekliyordular. Daima bilinir yanınızın özetiyle, bilinmez yanınıza seslenirlerdi.
5- Bu tipik bir ilk ve orta çağa özgü, Batlamyuscu bir mantıktır. Kendisini evrenin merkezine koyan ve evreni kendi heva, heves ve temayülleri için döndüren bir mantıkdır. Sanki evren sizin bina, zina yapıp yapmamanız, üzerine dönüyordu. Evren baktı ki Dünya da, bir bina zina olayı var; evreni kendi çevrelerinde döndürenlere istinaden; hemencecik kıyametin, yelkenlerini suya koyu verecekti!
Bu sözdeki bina zina ses uyağı da anlamı güçlendiren,tembihi akılda tutturan bir teşbih olmasıyla, kel başa şimşir tarak kabili sözün anlamını düşünmeden, hatırlama ve telaffuz kolaylığı da, kabule yatkın olmayı körükleyebilmektedir.
Kıyametler görece özel bağıntılı olmakla, evrenin orasında, burasında; gezegen ve yıldızlar ve hatta gökadalar odağında bir ölüm doğum şeklinde hep sürecektir. Yine kıyamet görece ve özel bağıntılı olmakla ve özelliğin giderekten genelleşmesinden ötürü de, bir genel kıyamet kaçınılmazdır.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...