Bir insanın kafası doldukça
başını biraz daha eğer toprağa.
Çünkü bilir:
bilgi ağırdır kardeşim,
söz ağırdır,
hakikat ağırdır.
Meyveli dal eğilir,
boş dal göğe bakar.
Bizim memlekette
başını göğe diken çok,
ama yere bakıp
halkın halini gören az.
Kürsüler yükseliyor,
ekmek küçülüyor.
Sarayların camları parlıyor,
evlerin ışıkları birer birer sönüyor.
Televizyonlarda
memleket güllük gülistanlık,
pazarda soğan
yangın yeri!
Birileri rakam anlatıyor,
birileri mutfak anlatıyor.
Birileri büyüme diyor,
çocuklar
büyüyemiyor.
Birileri “sabredin” diyor,
sabır taşı çatlıyor
emekçinin cebinde.
Birileri
“millet için buradayız” diyor,
millet
otobüs durağında
zamlı bilet hesabı yapıyor.
Ey yukarıda oturanlar!
Bir gün olsun
başınızı indirip bakın aşağıya.
Aşağıda hayat var!
Aşağıda
sabahın köründe fabrikaya yetişen işçi var.
Aşağıda
tarlasına borçla tohum atan köylü var.
Aşağıda
madenin karanlığından
güneş diye çıkan emekçi var.
Aşağıda
diplomasını koltuğunun altına sıkıştırıp
“iş var mı?” diye kapı kapı dolaşan genç var.
Aşağıda
çantasına ekmek koyup
çocuğunu okula gönderen anne var.
Siz yukarıdan bakınca
hepsi rakam belki.
On iki işçi,
yüz bin işsiz,
yüzde bilmem kaç enflasyon...
Hayır!
İnsan
istatistik değildir kardeşim!
Bir işçinin ölümü
tablonun altına yazılacak
küçük bir dipnot değildir.
Bir evde
bir sandalye boş kalıyorsa
memleketin bütün meydanları
o boş sandalyeden utanmalıdır.
Öyleyse
biraz eğilin!
Ama korkudan değil.
Halkın acısını görmek için eğilin.
Bir annenin göz hizasına gelin.
Bir emekçinin nasırlı elini sıkın.
Bir öğrencinin
“geleceğim ne olacak?”
sorusunu duyun.
Çünkü çok dik başlı olanların
çoğu zaman
başının içinde
yalnızca kendi yankısı vardır.
Bağırır...
Bağırır...
Bağırır...
Kendi sesini
milletin sesi sanır.
Oysa halkın sesi
her zaman bağırmaz.
Bazen susar.
Ve o suskunluk
biriken bir nehir gibi
taşır zamanı.
Bakın!
Çınar nasıl duruyor
yılların rüzgârına karşı.
Kökü toprağın içinde,
başı gökyüzünde.
Ama dalı
meyveye durunca
eğiliyor.
İşte büyüklük budur!
Başın gökte olabilir
ama ayağın
halkın toprağında olacak.
Yoksa
kürsünün yüksekliği
insanı büyütmez.
Makam büyütmez.
Koruma büyütmez.
Konvoy büyütmez.
Saray büyütmez.
İnsanı büyüten şey
insanın yanında durduğu insandır.
Bir çocuğun ekmeğini bölüşmek,
bir işçinin derdini dinlemek,
bir yaşlının elini tutmak,
haksızlığa karşı
“dur!” diyebilmektir.
Yoksa
başını dik tutup
vicdanını yere sermenin
ne anlamı var?
Ey memleketi yönetenler!
Unutmayın:
Kürsüler taht değildir.
Makamlar mezar taşına yazılmaz.
Alkışlar sonsuza kadar sürmez.
Kameralar kapanır.
Mikrofonlar susar.
Konvoylar dağılır.
Sarayların kapıları kapanır.
Ve insan
bir gün
kendi adıyla kalır tarihin karşısında.
Tarih sorar:
“Ne yaptın?”
“Kaç bina diktin?” diye sormaz.
“Kaç defa alkışlandın?” demez.
Soracağı şudur:
“İnsanın yanında mıydın?”
İşte o gün
başını eğmek kolay olmayacak.
Çünkü insan
milletin önünde eğilmeyi öğrenmezse
tarihin önünde eğilmek zorunda kalır.
Dolu baş eğilir kardeşim.
Boş baş dikilir.
Bu ülkenin
daha fazla dik başa değil,
daha fazla akla,
daha fazla vicdana,
daha fazla adalete
ihtiyacı var.
Başınızı biraz eğin!
Toprak konuşuyor.
Halk konuşuyor.
Pazar konuşuyor.
Fabrika konuşuyor.
Maden konuşuyor.
Okul konuşuyor.
Ve bütün bu seslerin altında
koca bir memleket
şunu söylüyor:
“Bizi yukarıdan seyretmeyin!
Yanımıza gelin!”
Çünkü
bu ülke saraylardan değil,
insanın insana değdiği yerden
yeniden kurulacak.
Kayıt Tarihi : 22.08.2026 14:52:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!