Saat sabah sekiz otuz.
Işıklardayım.
Değişiyor ha bire gökyüzünün rengi.
Olan bitene aldırmadan uçuyor martılar,
Yok maviliklerde olup bitenin yerde dengi.
Seviyorum diyebilmek
En büyük isyandır
Orta çağda köleliğe
Gözyaşı dökmeden ağlar tilkiler,
Kuytularında gölgelerin.
Çocuklar bilmediğim bir lisandan seslenir,
Pencerelerinden evlerin.
Yapraklardaki nemde dalgalanır,
Bak!
Sonbahar...
Ölmek için değil,
Yaşamak için.
Yeniden, yeni zamanlara
Daha güçlü uyanmak için,
Değiştirip , yeniliyor.
İnsanlar sabitliğe aldanıyor.
Sürekli mülkün sahibi ,
Var ettikleriyle, dalga dalga dümen yapıyor.
Yeniden ve yeniden varoluşu ayarlamak,
Önce kuşlar
Sonra sincaplar terk etti,
Yeşil ormanları.
Bu yalnızlığa dayanamadı ağaçlar,
Yerlerini plastik boyalı binalar aldı.
En güzeli ,gökyüzüydü.
Ey sen çocukların büyüttüğü çocuk,
Duydun mu sana dillenen ninniler,
Ne kadar ulu ve büyüktü ?
Kara bir yorgan gibi sardın geceyi.
Azrail uykuda.
Evcilik oynuyor periler ve cinler sokakta.
Rüzgarda eski bir türkü çalıyor,
Uykular, hiç sabah olmayacakmışçasına keyifli.
Hani göremez olursun ya gökyüzünü,
Yeryüzü değişiverir birdenbire .
Duyamazsın o güzel kokuları,
Aklın kırlardan uzaklara kaçıp gittiğinde.
Senin değildir artık düşen yağmur,
Senin yeryüzünden görünen,
Gökyüzünde,
Yıldızlar ters dönmüş,
Her an Venüs’ü vurabilir.
Serseri mayın gibi geziyor,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!