Gönül dedim bu sevdaya yol düştü
Kah gül oldu kah taş oldu sol düştü
Bir yüreğin bin arzuyla kol düştü
Yazgı dedi Sınan gör ne var ne yok
Muhabbetin sesi ince şefkattir
Ey yazımı yazan kader…
Şu benim yazgımı kömürle mi yazdın?
Hangi gecenin isinde karardım da
Alnıma sürüldü bu suskunluk?
Ben beyaz sayfalarla doğmuştum oysa,
Yedi tepen yüce taçla süslenir
Hüzünle sevinç damarda gezinir
Her sokakta tarih sesi işlenir
Şahidimdir yedi tepe İstanbul
Martılar kanadında özlem taşır
Bir umut yeşerir baharım gibi
Düşlerim özlemler nazarım gibi
Her biri içimde aşk narım gibi
Canımın canında Ahmet yeğenim
Yolunu gözlerim tüter bir közüm
Kul zorda kalmayınca Hızır gelmezmiş
Dardayım imdada yetiş ya Hızır
Kul dara düşmeyince gökten inmezmiş
Zordayım imdada yetiş ya Hızır
Kahpe felek bana attı çalımı
Gönül mülkümde gamın saltanatı bitmedi
Hicranın hançeri sinemde hiç gitmedi
Bir yâr sevdim ki vefâ yolunu tutmadı
Bu genç ömrümü felek yine harap etti
Yandım yârim, bu can bana artık yetmedi
Eskisi gibi değilim, yaşlandım gayrı,
Eski gücüm yok.
Eskisi gibi tez canlı değilim artık.
Zamanın omzuma bıraktığı yük ağır,
adımlarım aceleden çok düşünceye benziyor.
Yörük güzeli,,,,
Dağ seni anlatırken sesi titrer,
rüzgâr bile adını söylerken
yavaşlar.
Sen bir yoldan fazlasısın,
geçip giden değil
Bir tebriz karasında
Dünyaya geldim dert ile tanıştım
Bir ilkbahar sabahıydı
Şafak vaktinde gözümü açtım
Dünya yükü sırtımdan hiç inmedi
Ağlayan gözlerim bir kez gülmedi
Bahtım kara yüzüm güze dönmedi
Kader yokuş çeke çeke yoruldum
Her baharın ardından kışlar geldi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!