Uçsuz bucaksız bir griliğin koynunda,
Sırtımda kırmızı pelerin, ayaklarımda ağır prangalar...
Sana çıkan her menzili, her kapıyı kilitlediyse bu eller,
Gönlümün eyvallahsızlığından değil, sevdama ördüğüm asalet zırhındandır.
Kelimelerin hırçın ok olup üzerime yağarken,
Bilmiyorsun arkamda uğuldayan o fırtınanın çiğliğini.
İnsanlar, zamanın içinde ölmüş fakat gömülmemiş vaziyetlerde yaşarken; ben beni her gömdüklerinde daha çok kök saldım sevdanın toprağına.
Ne yangınlarımı söndürebildi buz dağları,
Ne dağladıkları göğsümden bir damla sır akıttım avuçlarına!
Senden gayrı herkese kör; arz ile arş üzerindeki sırlara vakıf, kimi yerde âkil, kimi yerde yarı divane gezdim hep.
Sormadım sana dilimin ucuna gelen her ne ise.
Daralmasın diye göğsünün göğü.
Dünya sürgünüm başladığından bu yana
Kim geldiyse ve kimi gördüysem anamdan da başlayarak bu güne değin
Hiç birinde böyle bir aidiyet hissetmedim.
Yanmadı kalbim bu denli ve ruhum bilmedi neden cesetten ayrı Hâlk edildiğini.
Her yerde eğreti duran bu ruh, seni rüyasında görse dâhi tutuşurdu.
Bu, bir kadının bir erkeğe yanışı değildi sadece
Bu gün aşure günü kalbim!
Asırların geçtiği lâkin zulmün hala aynı dirençle, belki de daha da vahşetle, bizi dehşete düşürürcesine arttığı, azgın bir çağın başka bir yâd günü...
Çok yoruldum ey kalbimin Hızır'ı!
Ey kalbimin evi!
Keşke sana anlatabilseydim yaşattıkları tüm zalimlikleri.
Ama gelemiyorum.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!