Ne çabuk geçiyor ömür…
Daha dün gibi gülüşün,
daha dün gibi aynı yolda yürüyüşümüz.
Şimdi hepsi
uzakta kalan bir yaz akşamı gibi.
Aşk
Akşam yine ağır ağır indi odamın içine,
gölgeler uzadı duvarlarda.
Bir eski zaman kokusu vardı havada,
içimde senden kalan bir sızı.
Saat işliyor durmadan.
Oysa insanın kalbi
bazı anlarda kalıyor.
Benimki,
galiba senin gidişinde kaldı biraz.
Ne çabuk geçiyor ömür…
Daha dün gibi gülüşün,
daha dün gibi aynı yolda yürüyüşümüz.
Şimdi hepsi
uzakta kalan bir yaz akşamı gibi.
Penceremi açtım geceye,
rüzgâr geldi yalnızca.
Demek ayrılık,
kapıyı çalmadan giriyormuş insana.
Ve hayat dediğin nedir ki sevgilim?
Biraz beklemek,
biraz kaybetmek,
biraz da dönmeyeceğini bile bile
bir ismi içinde taşımak.
Aşk
Bugün oturduğun yere yine çiçek koydum,
çünkü insan
en çok kırıldığı günlerde
renklerden yardım istiyor.
Sonra aynaya baktım uzun uzun.
Yüzümde çatlaklar yoktu belki,
ama gözlerimde
senden kalan derin bir yorgunluk vardı.
Sen gittin.
Ben yaşamaya devam ettim;
güldüm bazen,
resimler yaptım,
insanların arasına karıştım.
Ama içimde
hep eksik bir renk dolaştı.
Çünkü bazı aşklar
bittikten sonra da sürüyor;
kan gibi,
nefes gibi,
bedenin içinde yaşamaya devam ediyor.
Ben acıyı saklamıyorum sevgilim.
Yaralarımı çiçeklerle örtüyorum yalnızca.
Ve anladım ki aşk,
birini kaybettiğinde bile
onda gördüğün güzelliği öldürememekmiş.
Ben seni
mutlu bir son gibi değil,
her baktığımda biraz canımı yakan
ama gözümü ayıramadığım bir tablo gibi sevdim.
Aşk
Bugün oturduğun yere yine çiçekler koydum,
çünkü insan en çok kırıldığı günlerde
renklerden yardım istiyor.
Sonra aynaya baktım uzun uzun.
Yüzümde çatlaklar yoktu belki,
ama gözlerimde
senden kalan derin bir yorgunluk vardı.
Sen gittin. Ben yaşamaya devam ettim;
güldüm bazen, resimler yaptım,
insanların arasına karıştım.
Ama içimde hep eksik bir renk dolaştı.
Çünkü bazı aşklar bittikten sonra da sürüyor;
kan gibi, nefes gibi,
bedenin içinde yaşamaya devam ediyor.
Ben acıyı saklamıyorum sevgilim.
Yaralarımı çiçeklerle örtüyorum yalnızca.
Ve anladım ki aşk, birini kaybettiğinde bile
onda gördüğün güzelliği öldürememekmiş.
Ben seni mutlu bir son gibi değil,
her baktığımda biraz canımı yakan
ama gözümü ayıramadığım bir tablo gibi sevdim.
Aşk
Geceyi ikiye böldüm sevgilim,
bir yanında sen vardın,
öte yanında sigara dumanı ve yalnızlık.
Şehir uykusuzdu yine; sokak lambaları sarhoş,
kaldırımlar yorgun, ben sana yenik.
Bir tren geçti içimden gece vakti, kimse duymadı.
İnsan bazen en büyük gürültüyü sessiz yaşar.
Sen gittin diye deniz eksilmedi Ordu’dan,
martılar sustu sanma.
Ama ben,
bir akşamüstünü kaybettim senden sonra.
Ellerin vardı bir zamanlar,
ceplerimde taşıdığım sıcaklık gibi.
Şimdi ceplerim boş, şarabım soğuk,
şiirlerim sana çıkıyor hâlâ.
Ve bilirsin sevgilim, bazı adamlar
sevdiklerini unutmaz; yalnızca gecelere dağıtır.
Ben seni bir kadın gibi değil,
uzun bir sürgün gibi sevdim.
Aşk
Ben acıyla yaşamayı öğrendim sevgilim.
Kemiklerimdeki kırıkları,
uykusuz geceleri,
bir anda çöken yalnızlığı…
Ama senin yokluğun,
hepsinden başka bir yara.
Aşk
Seni unutmadım.
Zaten insan
gerçekten sevdiğini unutmaz;
yalnızca
onunla konuşmayı bırakır.
Yokluğun,
sessiz bir misafir gibi
hep içimde.
Ve anlıyorum:
Aşk,
gitmekle bitmiyor;
birinin hâlâ içinden geçmesiyle sürüyor.
Aşk
Ben seni
öyle sahip oluş gibi değil,
vücuduma uğrayıp
orada sonsuza dek kalan
bir bahar gibi sevdim.
Aşk
Seni sevdim;
öyle derin, öyle sessiz ki
kalbim bile bazen
bu sevgiden ürktü.
Ne bir sitem kaldı içimde,
ne de kırgın bir söz.
Çünkü gerçek aşk,
sevdiğini suçlamayı değil,
onu incitmemeyi seçer.
Şimdi uzaktasın.
Belki başka sabahlarda uyanıyor,
başka hayallere dalıyorsun.
Ama ben seni hâlâ
eski bir şarkının unutulmayan sesi gibi taşıyorum içimde.
İnsan bazı sevgileri
zamana bırakmıyor sevgilim;
onlarla birlikte yaşlanıyor.
Ve bir gün beni hatırlarsan,
bil ki sana dair içimde kalan şey
acı değil yalnız,
güzel bir hüznün sessiz ışığıdır.
Ben seni
öyle sahip oluş gibi değil,
vücuduma uğrayıp
orada sonsuza dek kalan bir bahar gibi sevdim.
Aşk
Seni sevdim;
öyle derin, öyle sessiz ki
kalbim bile bazen
bu sevgiden ürktü.
Ne bir sitem kaldı içimde,
ne de kırgın bir söz.
Çünkü gerçek aşk,
sevdiğini suçlamayı değil,
onu incitmemeyi seçer.
Şimdi uzaktasın.
Belki başka sabahlarda uyanıyor,
başka hayallere dalıyorsun.
Ama ben seni hâlâ
eski bir şarkının unutulmayan sesi gibi taşıyorum içimde.
İnsan bazı sevgileri
zamana bırakmıyor sevgilim;
onlarla birlikte yaşlanıyor.
Ve bir gün beni hatırlarsan,
bil ki sana dair içimde kalan şey
acı değil yalnız,
güzel bir hüznün sessiz ışığıdır.
Ben seni
öyle sahip oluş gibi değil,
vücuduma uğrayıp
orada sonsuza dek kalan bir bahar gibi sevdim.
Aşk
SEVDİM
Seni sevdim;
öyle derin,
öyle sessiz ki
kalbim bile bazen bu sevgiden ürktü.
Ne bir sitem kaldı içimde,
ne de kırgın bir söz.
Çünkü gerçek aşk,
sevdiğini suçlamayı değil,
onu incitmemeyi seçer.
Ben seni öyle
sahip oluş gibi değil,
vücuduma uğrayıp
orada sonsuza dek kalan
bir bahar gibi sevdim.
Ooooooooooyeee
Ben seni öyle
sahip oluş gibi değil,
vücuduma uğrayıp
orada sonsuza dek kalan
bir bahar gibi sevdim.
Şimdi uzaktasın.
Belki başka sabahlarda uyanıyor,
başka hayallere dalıyorsun.
Ama ben seni hâlâ
eski bir şarkının unutulmayan
sesi gibi taşıyorum içimde.
Ben seni öyle
sahip oluş gibi değil,
vücuduma uğrayıp
orada sonsuza dek kalan
bir bahar gibi sevdim.
Ooooooooooyeee
Ben seni öyle
sahip oluş gibi değil,
vücuduma uğrayıp
orada sonsuza dek kalan
bir bahar gibi sevdim.
İnsan bazı sevgileri
zamana bırakmıyor sevgilim;
onlarla birlikte yaşlanıyor.
Ve bir gün beni hatırlarsan,
bil ki sana dair içimde kalan şey
acı değil yalnız,
güzel bir hüznün
sessiz ışığıdır.
Ben seni öyle
sahip oluş gibi değil,
vücuduma uğrayıp
orada sonsuza dek kalan
bir bahar gibi sevdim.
Ooooooooooyeee
Ben seni öyle
sahip oluş gibi değil,
vücuduma uğrayıp
orada sonsuza dek kalan
bir bahar gibi sevdim.
Aşk
Seni unutmaya çalışmak,
aynı çıkmaz sokağa
her gün yeniden girmek gibi.
İnsan bir süre sonra
kaybolduğunu anlıyor;
ama geri dönmeyi de beceremiyor.
Aşk
Seni unutmaya çalışmak,
aynı çıkmaz sokağa
her gün yeniden girmek gibi.
İnsan bir süre sonra
kaybolduğunu anlıyor;
ama geri dönmeyi de beceremiyor.
Sen gittin.
O günden beri
hayatın sesi değişti.
İnsanlar konuşuyor hâlâ,
şehir aynı kalabalıkla akıyor,
ama bütün bunlar
camın arkasından geliyormuş gibi uzak.
Bazen kendi adımı duyunca bile
yabancı hissediyorum.
Çünkü insan,
gerçekten sevdiği biri gidince
kendine ait bir parçayı da kaybediyor.
Geceleri uyuyamıyorum.
Uyku geliyor aslında,
ama düşünceler
ışığı söndürmüyor.
Ve en korkuncu şu:
Seni unutursam
iyileşeceğimden değil,
sanki hiç yaşamamışım gibi hissedeceğimden korkuyorum.
Bu yüzden yokluğunu saklıyorum içimde;
bir umut gibi değil—
karanlıkta hâlâ dokunabildiğim
son gerçek şey gibi.
Aşk
Akşam yine sessizce çöktü odamın içine,
duvarlarda yorgun gölgeler.
Bir eski zaman gibi adın dolaştı içimde.
Saat işliyor durmadan,
takvim yaprakları düşüyor birer birer.
Ne çabuk geçiyor ömür sevgilim…
İnsan, en çok da mutlu olduğu günleri özlüyor.
Bir pencere açtım geceye, rüzgâr girdi yalnızca.
Sen gelmedin.
Demek ki insan ayrılığa böyle yavaş yavaş alışıyor. Şimdi bazı şarkılar
eskisinden daha ağır geliyor bana.
Çünkü insan yaş aldıkça unutmuyor;
yalnızca hatıralarıyla yaşamayı öğreniyor.
Ve hayat dediğin nedir ki?
Biraz beklemek, biraz eksilmek,
biraz da dönmeyeceğini bile bile
bir ismi kalbinde taşımak.
Aşk
AKŞAM
Akşam yine sessizce
çöktü odamın içine,
duvarlarda yorgun gölgeler.
Bir eski zaman gibi
adın dolaştı içimde.
Saat işliyor durmadan,
takvim yaprakları
düşüyor birer birer.
Ne çabuk geçiyor
ömür sevgilim…
Ve hayat dediğin nedir ki?
Biraz beklemek,
biraz eksilmek,
biraz da dönmeyeceğini bile bile
bir ismi kalbinde taşımak.
Ooooooooooyyy
Ve hayat dediğin nedir ki?
Biraz beklemek,
biraz eksilmek,
biraz da dönmeyeceğini bile bile
bir ismi kalbinde taşımak.
İnsan,
en çok da
mutlu olduğu günleri özlüyor.
Bir pencere açtım geceye,
rüzgâr girdi yalnızca.
Sen gelmedin.
Demek ki insan
ayrılığa böyle yavaş yavaş alışıyor.
Şimdi bazı şarkılar
eskisinden daha ağır geliyor bana.
Çünkü insan yaş aldıkça unutmuyor;
yalnızca hatıralarıyla yaşamayı öğreniyor.
Ve hayat dediğin nedir ki?
Biraz beklemek,
biraz eksilmek,
biraz da dönmeyeceğini bile bile
bir ismi kalbinde taşımak.
Ooooooooooyyy
Ve hayat dediğin nedir ki?
Biraz beklemek,
biraz eksilmek,
biraz da dönmeyeceğini bile bile
bir ismi kalbinde taşımak.
Aşk
UNUT
Seni unutmaya çalışmak,
aynı çıkmaz sokağa
her gün yeniden girmek gibi.
İnsan bir süre sonra
kaybolduğunu anlıyor;
ama geri dönmeyi de beceremiyor.
Sen gittin.
O günden beri
hayatın sesi değişti.
İnsanlar konuşuyor hâlâ,
şehir aynı kalabalıkla akıyor,
ama bütün bunlar
camın arkasından geliyormuş gibi uzak.
Bu yüzden yokluğunu saklıyorum içimde;
bir umut gibi değil,
karanlıkta hâlâ dokunabildiğim
son gerçek şey gibi.
Bu yüzden yokluğunu saklıyorum içimde;
bir umut gibi değil,
karanlıkta hâlâ dokunabildiğim
son gerçek şey gibi.
Bazen kendi adımı duyunca bile
yabancı hissediyorum.
Çünkü insan,
gerçekten sevdiği biri gidince
kendine ait bir parçayı da kaybediyor.
Geceleri uyuyamıyorum.
Uyku geliyor aslında,
ama düşünceler
ışığı söndürmüyor.
Ve en korkuncu şu:
Seni unutursam
iyileşeceğimden değil,
sanki hiç yaşamamışım gibi hissedeceğimden korkuyorum.
Bu yüzden yokluğunu saklıyorum içimde;
bir umut gibi değil,
karanlıkta hâlâ dokunabildiğim
son gerçek şey gibi.
Bu yüzden yokluğunu saklıyorum içimde;
bir umut gibi değil,
karanlıkta hâlâ dokunabildiğim
son gerçek şey gibi.
Aşk
Seni özlemiyorum artık sanıyordum.
Bugün biri adını söyledi,
içim sustu.
Demek bazı insanlar
unutulmuyor;
yalnızca
sessizleşiyor içimizde.
Ve aşk,
galiba en çok
geçtiğini sandığın anda
geri dönüyor.
Aşk
Geceleri uyuyamıyorum.
Çünkü karanlıkta
düşünceler büyüyor.
Ve insan,
en çok sessizlikte yakalanıyor kendine.
Aşk
Seni unutmak istemedim hiç.
Çünkü insan
bazı acıları bile
sevdiğinden saklar gibi taşıyor.
Şimdi yokluğun
sessiz bir alışkanlık oldu bende.
Ve anlıyorum:
Aşk,
birini kaybetmek değil;
onu içinden çıkaramamaktır.
Aşk
Şimdi uzaktasın.
Belki başka bir hayatın içindesin artık.
Ama ben seni hâlâ
sonbaharda düşen ilk yaprak gibi hatırlıyorum:
Sessiz, kırılgan
ve unutulmaz.
Aşk
Seni sevdim;
öyle sessiz, öyle içten ki
kalbim bazen
bu sevgiyi yalnız gecelere fısıldadı.
Ne sana kırıldım,
ne de zamana.
Çünkü gerçek aşk,
sevdiği insanın ardından
güzel kalabilmektir.
Şimdi uzaktasın.
Belki başka bir hayatın içindesin artık.
Ama ben seni hâlâ
sonbaharda düşen ilk yaprak gibi hatırlıyorum:
sessiz, kırılgan
ve unutulmaz.
İnsan bazı sevgileri
unutmuyor sevgilim;
yalnızca onları
daha derin bir sessizliğe bırakıyor.
Ve eğer bir gün
beni düşünürsen,
hatırla ki sana dair içimde kalan şey
öfke değil,
zarif bir hüznün sıcaklığıdır.
Ben seni
bir tutku gibi değil,
ruhuma değip
orada sonsuza dek kalan ince bir şiir gibi sevdim.
Aşk
Bir tek seni sevmedim ben.
Sende,
kendimi de sevdim biraz.
Şimdi sen yoksun.
Ben de
eskisi kadar ben değilim.
Ve insan,
en çok da
kendinden eksilince anlıyor
kimi sevdiğini.
Aşk
Bir akşam daha indi sessizce şehre,
gölgeler uzadı odalarda.
Saat işledi durmadan,
ben yine seni düşündüm.
Ne garip…
İnsan yıllar geçse de
bazı isimleri kalbinden çıkaramıyor.
Sanki zaman,
her şeyi eskitirken
özlemi daha da derinleştiriyor.
Pencereyi açtım geceye,
rüzgâr yüzüme vurdu yalnızca.
Sen gelmedin.
Ama yokluğun,
eski bir şarkı gibi dolaştı içimde.
Ömür dediğin nedir ki sevgilim?
Biraz beklemek,
biraz kaybetmek,
biraz da dönmeyeceğini bile bile
aynı hayali taşımak.
Ve ben anladım:
Bazı insanlar
gitmiyor aslında;
yalnızca hatıra olup
insanın ömrüne karışıyor.
Aşk
Bir akşam daha indi sessizce şehre,
gölgeler uzadı odalarda.
Saat işledi durmadan,
ben yine seni düşündüm.
Ne garip… İnsan yıllar geçse de
bazı isimleri kalbinden çıkaramıyor.
Sanki zaman, her şeyi eskitirken
özlemi daha da derinleştiriyor.
Pencereyi açtım geceye,
rüzgâr yüzüme vurdu yalnızca.
Sen gelmedin. Ama yokluğun,
eski bir şarkı gibi dolaştı içimde.
Ömür dediğin nedir ki sevgilim?
Biraz beklemek, biraz kaybetmek,
biraz da dönmeyeceğini bile bile
aynı hayali taşımak. Ve ben anladım:
Bazı insanlar gitmiyor aslında;
yalnızca hatıra olup insanın ömrüne karışıyor.
Aşk
SEVERKEN...
Seni severken
özgür olduğumu sanıyordum.
Oysa insan,
en çok sevdiği şeyin içinde tutsak oluyor bazen.
Çünkü aşk,
yalnız iki insanın yakınlığı değildir;
aynı zamanda birbirinin varlığında
kendini arama çabasıdır.
Sen gittin.
Ve ben ilk kez
yalnızlığı değil,
kendimle baş başa kalmayı hissettim.
İnsan bundan kaçıyor çoğu zaman.
Kalabalıklara, alışkanlıklara,
başka seslere sığınıyor.
Çünkü kendi içindeki boşlukla yüzleşmek
karanlık bir aynaya bakmak gibi.
Sana kızdığımı sandım önce.
Sonra anladım:
İnsan bazen
karşısındakine değil,
onda kaybettiği hâline üzülüyor.
Hayatın önceden yazılmış bir anlamı yok sevgilim.
Ne aşkın,
ne ayrılığın.
Biz onlara anlam veriyoruz.
Ve belki de bu yüzden
seni unutamıyorum.
Çünkü seni severken
varlığıma dair bir anlam kurmuştum.
Şimdi geriye
özgürlüğün ağır sessizliği kaldı.
İnsan kendi yolunu seçiyor, evet…
ama her seçim
bir yokluğu da beraberinde getiriyor.
Aşk
SEVERKEN...
Seni severken
özgür olduğumu sanıyordum.
Oysa insan,
en çok sevdiği şeyin içinde tutsak oluyor bazen.
Çünkü aşk,
yalnız iki insanın yakınlığı değildir;
aynı zamanda birbirinin varlığında
kendini arama çabasıdır.
Şimdi geriye
özgürlüğün ağır sessizliği kaldı.
İnsan kendi yolunu seçiyor, evet…
ama her seçim
bir yokluğu da beraberinde getiriyor.
Şimdi geriye
özgürlüğün ağır sessizliği kaldı.
İnsan kendi yolunu seçiyor, evet…
ama her seçim
bir yokluğu da beraberinde getiriyor.
Sen gittin.
Ve ben ilk kez
yalnızlığı değil,
kendimle baş başa kalmayı hissettim.
İnsan bundan kaçıyor çoğu zaman.
Kalabalıklara, alışkanlıklara,
başka seslere sığınıyor.
Çünkü kendi içindeki boşlukla yüzleşmek
karanlık bir aynaya bakmak gibi.
Şimdi geriye
özgürlüğün ağır sessizliği kaldı.
İnsan kendi yolunu seçiyor, evet…
ama her seçim
bir yokluğu da beraberinde getiriyor.
Şimdi geriye
özgürlüğün ağır sessizliği kaldı.
İnsan kendi yolunu seçiyor, evet…
ama her seçim
bir yokluğu da beraberinde getiriyor.
Sana kızdığımı sandım önce.
Sonra anladım:
İnsan bazen
karşısındakine değil,
onda kaybettiği hâline üzülüyor.
Hayatın önceden yazılmış bir anlamı yok sevgilim.
Ne aşkın,
ne ayrılığın.
Biz onlara anlam veriyoruz.
Ve belki de bu yüzden
seni unutamıyorum.
Çünkü seni severken
varlığıma dair bir anlam kurmuştum.
Şimdi geriye
özgürlüğün ağır sessizliği kaldı.
İnsan kendi yolunu seçiyor, evet…
ama her seçim
bir yokluğu da beraberinde getiriyor.
Şimdi geriye
özgürlüğün ağır sessizliği kaldı.
İnsan kendi yolunu seçiyor, evet…
ama her seçim
bir yokluğu da beraberinde getiriyor.
Aşk
Seni düşündüğüm zamanlarda
saatler başka türlü işliyor sevgilim.
Sanki zaman, senin adının geçtiği yerde
yavaşlıyor.
Bir akşamın içinden geçer gibi hatırlıyorum seni;
yarı aydınlık, yarı rüya.
Ne tamamen geçmiştesin, ne de bütünüyle uzak.
İnsan bazı hatıraları yaşamıyor aslında,
onların içinde uzun uzun dolaşıyor.
Pencerenin önünde duran eski bir eşya,
uzaktan gelen bir musiki,
sonbahar akşamlarının o ince hüznü…
Hepsi birden seni getiriyor bana.
Ve anlıyorum ki aşk,
yalnız bir insana duyulan his değil;
zamanın içinde kaybolmuş bir ânı
ömür boyunca aramakmış biraz.
Sen gittin belki ama yokluğun bile
evin içinde yaşayan eski bir saat gibi.
Sessiz, derin ve hiç durmadan işleyen.
Ben seni bir mutluluk gibi değil
içinde yaşadığım uzun bir rüya gibi sevdim.
Aşk
Bugün deniz kıyısında biraz yürüdüm.
Balıkçılar ağ topluyordu,
martılar bağıra çağıra dönüyordu gökte.
İnsan böyle zamanlarda
yalnızlığını daha az hissediyor sanıyor.
Sonra aklıma sen geldin. Bir kahvede oturdum.
Çay söyledim. Yan masada iki kişi gülüyordu;
durup onları dinledim biraz. Ne tuhaf…
İnsan, başkalarının mutluluğuna bakarken bile
kendi eksikliğini düşünüyor.
Sen olsan şu geçen çocuğa gülümserdin mesela.
Ben beceremedim.
Şehir kalabalık sevgilim ama insan bazen
en çok insanların arasında yoruluyor.
Yine de hayat kötü değil.
Bir vapur sesi var akşamüstlerinde,
taze ekmek kokusu var sokaklarda,
bir de durup dururken gelen hatıran.
Galiba insan sevdiği kişiyi tamamen kaybetmiyor;
onu biraz denize, biraz sokaklara,
biraz da kendi içine bırakıyor.
Ben seni büyük sözlerle değil,
günlük hayatın küçük iyilikleri içinde sevdim.
Aşk
Sen gittikten sonra
evin içindeki sessizlik değişti.
Eskiden huzur veren şeyler,
şimdi insanın içine çöken bir boşluk gibi.
Hayat, dışarıda bütün düzeniyle sürüyor elbette.
Sokaklar kalabalık,
insanlar telaşlı,
günler birbirinin aynı.
Fakat insanın iç dünyasında başlayan bir yıkımı
dışarıdan kimse fark etmiyor.
Bir zamanlar birlikte konuştuğumuz şeyleri düşünüyorum bazen.
Ne kadar sıradan görünürmüş meğer mutluluk.
İnsan onu kaybetmeden
değerini tam anlayamıyor.
Şimdi odalarda senden kalan küçük izler var:
bir kitap arasında unutulmuş bir kâğıt,
yarım kalmış bir cümle,
eski bir akşamın gölgesi…
Ve anlıyorum ki
asıl ayrılık,
bir insanın gitmesi değil;
onunla birlikte alıştığın hayatın da yavaş yavaş yok olmasıdır.
Yine de sana karşı içimde bir öfke yok.
Çünkü bazı insanlar
bir ömürde kısa süre kalsalar bile
insanın karakterine karışıyor.
Ben seni
yalnız bir aşk olarak değil,
hayatımın sessizce değişen bir devri gibi yaşadım.
Aşk
Sen gittikten sonra evin içindeki sessizlik değişti.
Eskiden huzur veren şeyler, şimdi insanın içine çöken bir boşluk gibi. Hayat, dışarıda bütün düzeniyle sürüyor elbette. Sokaklar kalabalık, insanlar telaşlı, günler birbirinin aynı.
Fakat insanın iç dünyasında başlayan bir yıkımı
dışarıdan kimse fark etmiyor.
Bir zamanlar birlikte konuştuğumuz şeyleri düşünüyorum bazen. Ne kadar sıradan görünürmüş meğer mutluluk. İnsan onu kaybetmeden değerini tam anlayamıyor.
Şimdi odalarda senden kalan küçük izler var:
bir kitap arasında unutulmuş bir kâğıt,
yarım kalmış bir cümle, eski bir akşamın gölgesi…
Ve anlıyorum ki asıl ayrılık, bir insanın gitmesi değil; onunla birlikte alıştığın hayatın da yavaş yavaş yok olmasıdır. Yine de sana karşı içimde bir öfke yok. Çünkü bazı insanlar bir ömürde kısa süre kalsalar bile insanın karakterine karışıyor.
Ben seni yalnız bir aşk olarak değil, hayatımın sessizce değişen bir devri gibi yaşadım.
Aşk
Bugün deniz kıyısında biraz yürüdüm.
Balıkçılar ağ topluyordu,
martılar bağıra çağıra dönüyordu gökte.
İnsan böyle zamanlarda
yalnızlığını daha az hissediyor sanıyor.
Sonra aklıma sen geldin.
Bir kahvede oturdum.
Çay söyledim.
Yan masada iki kişi gülüyordu;
durup onları dinledim biraz.
Ne tuhaf…
İnsan, başkalarının mutluluğuna bakarken bile
kendi eksikliğini düşünüyor.
Sen olsan
şu geçen çocuğa gülümserdin mesela.
Ben beceremedim.
Şehir kalabalık sevgilim,
ama insan bazen
en çok insanların arasında yoruluyor.
Yine de hayat kötü değil.
Bir vapur sesi var akşamüstlerinde,
taze ekmek kokusu var sokaklarda,
bir de durup dururken gelen hatıran.
Galiba insan
sevdiği kişiyi tamamen kaybetmiyor;
onu biraz denize,
biraz sokaklara,
biraz da kendi içine bırakıyor.
Ben seni
büyük sözlerle değil,
günlük hayatın küçük iyilikleri içinde sevdim.
Aşk
Akşam, ağır bir tül gibi odanın üzerine serilmişti.
Pencerenin önünde uzun müddet durdum.
Sokaktan geçen arabaların sesi,
uzaktan gelen bir yağmur kokusu…
Hepsi bana seni hatırlattı.
Ne hazindir ki insan,
bir zamanlar saadet sandığı şeyin
aslında ne kadar kırılgan olduğunu
onu kaybettikten sonra anlıyor.
Seninle konuştuğumuz günleri düşünüyorum bazen.
Bir bakışın,
bir küçük tebessümün bile
kalbimde ne büyük akisler bıraktığını şimdi daha iyi hissediyorum.
Evvelce bu odalarda hayat vardı sevgilim.
Şimdi ise eşyalar bile sessiz bir matem içinde.
Bir sandalye uzun zamandır boş,
bir kitap yarım kalmış gibi.
Ve ben anlıyorum ki
aşk,
yalnız kalbi değil,
insanın bütün hayatını değiştiren ince bir kaderdir.
Sana dair içimde kalan şey
öfke değil asla.
Belki biraz kırgınlık,
fakat daha çok,
geçmişe duyulan o tarifsiz merhamet…
Ben seni
bir heves gibi değil,
ömrümün en mahzun ve en zarif hatırası gibi sevdim.
Aşk
Akşam, ağır bir tül gibi odanın üzerine serilmişti.
Pencerenin önünde uzun müddet durdum.
Sokaktan geçen arabaların sesi, uzaktan gelen bir yağmur kokusu… Hepsi bana seni hatırlattı.
Ne hazindir ki insan, bir zamanlar saadet sandığı şeyin aslında ne kadar kırılgan olduğunu
onu kaybettikten sonra anlıyor. Seninle konuştuğumuz günleri düşünüyorum bazen.
Bir bakışın, bir küçük tebessümün bile
kalbimde ne büyük akisler bıraktığını şimdi daha iyi hissediyorum. Evvelce bu odalarda hayat vardı sevgilim. Şimdi ise eşyalar bile sessiz bir matem içinde. Bir sandalye uzun zamandır boş, bir kitap yarım kalmış gibi. Ve ben anlıyorum ki aşk, yalnız kalbi değil, insanın bütün hayatını değiştiren ince bir kaderdir.
Sana dair içimde kalan şey öfke değil asla.
Belki biraz kırgınlık, fakat daha çok,
geçmişe duyulan o tarifsiz merhamet…
Ben seni bir heves gibi değil, ömrümün en mahzun ve en zarif hatırası gibi sevdim.
Aşk
Ey sevgili,
bilmezsin ki senin ardından
kalbimde nasıl bir fırtına koptu.
Zira aşk dediğin şey,
öyle gelip geçici bir heves değildir.
İnsan bazen bir bakış uğruna
bütün ömrünü harcamayı göze alır.
Sen gittin.
Lakin ardından kalan hicran,
bir hançer gibi sinemde duruyor hâlâ.
Ne zaman adını ansam
vücudumu derin bir sızı kaplıyor.
Fakat ben aşkı
yalnız saadet sananlardan olmadım hiçbir vakit.
Sevmek,
icabında acıyı da vakar ile taşımaktır.
Çünkü hakiki muhabbet,
zamana mağlup olmaz.
Ayrılık onu soldurmaz;
bilakis daha derin,
daha asil bir hâle getirir.
Ve bil ki sevgilim,
seni unutmak için değil,
sana sadık kalmak için yaşıyorum biraz da.
Ben seni
fâni bir heves gibi değil,
uğruna mücadele edilen mukaddes bir dava gibi sevdim.
Aşk
Ey sevgili, bilmezsin ki senin ardından
kalbimde nasıl bir fırtına koptu.
Zira aşk dediğin şey,
öyle gelip geçici bir heves değildir.
İnsan bazen bir bakış uğruna
bütün ömrünü harcamayı göze alır.
Sen gittin. Lakin ardından kalan hicran,
bir hançer gibi sinemde duruyor hâlâ.
Ne zaman adını ansam vücudumu derin bir sızı kaplıyor.
Fakat ben aşkı yalnız saadet sananlardan olmadım hiçbir vakit.
Sevmek, icabında acıyı da vakar ile taşımaktır.
Çünkü hakiki muhabbet, zamana mağlup olmaz.
Ayrılık onu soldurmaz; bilakis daha derin,
daha asil bir hâle getirir.
Ve bil ki sevgilim, seni unutmak için değil,
sana sadık kalmak için yaşıyorum biraz da.
Ben seni fâni bir heves gibi değil, uğruna mücadele edilen mukaddes bir dava gibi sevdim.
Aşk
Seni düşünmek güzel şey sevgilim,
bir fabrikanın sabah düdüğü gibi gerçek,
bir çocuğun gülüşü gibi sıcak.
Sen yoksun şimdi.
Ama hayat devam ediyor bak;
tramvaylar geçiyor sokaklardan,
ekmek kokusu yükseliyor fırınlardan,
deniz mavi,
gökyüzü inadına geniş.
İnsan bazen
en büyük acısını bile
yaşamaya devam ederek taşıyor.
Ben seni öyle büyük laflarla sevmedim.
Birlikte yürümeyi,
aynı çaya uzanmayı,
sessizce yan yana durmayı sever gibi sevdim.
Ve bilirsin,
gerçek aşk biraz da emek ister.
Bir memleketi sever gibi,
bir ağacı büyütür gibi,
umut ederek…
Şimdi uzak olsan da
içimde senden kalan şey
yalnız özlem değil;
daha iyi bir hayata inanma isteği.
Çünkü insan
gerçekten sevince
yalnız bir kişiyi değil,
hayatı da daha çok seviyor.
Ben seni
yalnız kalbimle değil,
dünyaya duyduğum bütün umutla sevdim.
Aşk
Seni düşünmek güzel şey sevgilim,
çınar ağaçları, Aşkın Şehri Ordu gibi gerçek,
bir çocuğun gülüşü gibi sıcak.
Sen yoksun şimdi.
Ama hayat devam ediyor bak;
tramvaylar geçiyor sokaklardan,
ekmek kokusu yükseliyor fırınlardan,
deniz mavi, gökyüzü inadına geniş.
İnsan bazen en büyük acısını bile
yaşamaya devam ederek taşıyor.
Ben seni öyle büyük laflarla sevmedim.
Birlikte yürümeyi, aynı çaya uzanmayı,
sessizce yan yana durmayı sever gibi sevdim.
Ve bilirsin, gerçek aşk biraz da emek ister.
Bir memleketi sever gibi, bir ağacı büyütür gibi, umut ederek… Şimdi uzak olsan da içimde senden kalan şey yalnız özlem değil; daha iyi bir hayata inanma isteği.
Çünkü insan gerçekten sevince
yalnız bir kişiyi değil, hayatı da daha çok seviyor.
Ben seni yalnız kalbimle değil,
dünyaya duyduğum bütün umutla sevdim.
Aşk
Akşam, şehrin üzerine yavaş yavaş çökerken
evin içindeki sessizlik daha belirgin hâle geliyor.
İnsan, bazı yoklukları
özellikle geceleri daha iyi hissediyor.
Sen gittikten sonra
hayatın düzeni bozulmadı elbette.
Sokaklar yine kalabalık,
kahveler yine dolu,
günler aynı telaşla geçiyor.
Fakat insanın iç dünyasında eksilen bir şeyi
dışarıdaki hiçbir hareket dolduramıyor.
Bir zamanlar sıradan sandığım küçük şeyleri düşünüyorum şimdi:
aynı masada oturmayı,
yarım kalan konuşmaları,
birlikte susabilmeyi…
Meğer mutluluk,
gösterişli anlarda değil;
alışılmış yakınlıklarda saklıymış.
Şimdi odalarda senden kalan hafif bir hatıra dolaşıyor.
Bir kitabın arasında unutulmuş bir iz gibi…
Silinmiş değil,
ama dokununca insanın içini sızlatan cinsten.
Ve anlıyorum ki
asıl ayrılık,
bir insanın gitmesi değil;
onunla birlikte kurduğun hayatın da sessizce çözülmesidir.
Yine de sana karşı bir kırgınlık taşımıyorum.
Çünkü bazı insanlar
ömrümüzde kısa süre kalsalar bile
düşüncelerimize, alışkanlıklarımıza,
hatta karakterimize karışıyor.
Ben seni
yalnız bir aşk olarak değil—
hayatımın kapanmış ama izi silinmemiş bir devri gibi yaşadım.
Aşk
Akşam, şehrin üzerine yavaş yavaş çökerken
evin içindeki sessizlik daha belirgin hâle geliyor.
İnsan, bazı yoklukları özellikle geceleri daha iyi hissediyor. Sen gittikten sonra hayatın düzeni bozulmadı elbette. Sokaklar yine kalabalık,
kahveler yine dolu, günler aynı telaşla geçiyor.
Fakat insanın iç dünyasında eksilen bir şeyi
dışarıdaki hiçbir hareket dolduramıyor.
Bir zamanlar sıradan sandığım küçük şeyleri düşünüyorum şimdi: Aynı masada oturmayı,
yarım kalan konuşmaları, birlikte susabilmeyi…
Meğer mutluluk, gösterişli anlarda değil;
alışılmış yakınlıklarda saklıymış.
Şimdi odalarda senden kalan hafif bir hatıra dolaşıyor. Bir kitabın arasında unutulmuş bir iz gibi… Silinmiş değil ama dokununca insanın içini sızlatan cinsten. Ve anlıyorum ki asıl ayrılık,
bir insanın gitmesi değil; onunla birlikte kurduğun hayatın da sessizce çözülmesidir.
Yine de sana karşı bir kırgınlık taşımıyorum.
Çünkü bazı insanlar ömrümüzde kısa süre kalsalar bile düşüncelerimize, alışkanlıklarımıza,
hatta karakterimize karışıyor. Ben seni yalnız bir aşk olarak değil, hayatımın kapanmış ama izi silinmemiş bir devri gibi yaşadım.
Aşk
Sen gittikten sonra
şunu fark ettim:
İnsan, en büyük yalnızlığını
kalabalıkların içinde yaşıyor.
Sokaklar dolu,
kahvehaneler gürültülü,
herkes bir şeylerin peşinde koşuyor.
Ama kimsenin yüzünde
gerçek bir huzur yok.
Belki de çağımızın en büyük hastalığı bu;
insanların birbirine yaklaşması,
ama birbirini hiç anlamaması.
Ben seni severken
yalnız bir kişiye bağlanmadım aslında.
Sende,
dünyanın biraz daha yaşanabilir olduğuna dair
küçük bir inanç vardı.
Şimdi o inanç eksildi.
Geceleri düşünürken
şunu anlıyorum:
İnsan bazen bir ayrılığa değil,
hayatın anlamsızlığına üzülüyor.
Çünkü çoğu kişi yaşıyor görünse de
içten içe uyuyor.
Gerçek duygularını saklıyor,
alışkanlıkların içinde çürüyor.
Sen gittin.
Ben hâlâ yürüyorum, konuşuyorum,
gülümsüyorum bazen.
Ama içimde,
sessizce kapanmış bir kapının yankısı var.
Ve galiba aşk,
insanı mutlu ettiği kadar
uyandıran da bir şey.
Ben seni
yalnız özlemek için değil—
bu uyuşmuş dünyanın içinde
bir an gerçekten hissetmek için sevdim.
Aşk
Sen gittikten sonra şunu fark ettim:
İnsan, en büyük yalnızlığını kalabalıkların içinde yaşıyor. Sokaklar dolu, kahvehaneler gürültülü,
herkes bir şeylerin peşinde koşuyor. Ama kimsenin yüzünde gerçek bir huzur yok.
Belki de çağımızın en büyük hastalığı bu;
insanların birbirine yaklaşması ama birbirini hiç anlamaması. Ben seni severken yalnız bir kişiye bağlanmadım aslında. Sende, dünyanın biraz daha yaşanabilir olduğuna dair inançlarım oluştu.
Şimdi o inançlar arttı. Geceleri düşünürken şunu anlıyorum: İnsan bazen bir ayrılığa ve hayatın anlamsızlığına üzülüyor. Çünkü çoğu kişi yaşıyor görünse de içten içe uyuyor. Gerçek duygularını saklıyor, alışkanlıkların içinde çürüyor. Sen gittin. Ben hâlâ yürüyorum, konuşuyorum, gülümsüyorum bazen.
Ama içimde, sessizce kapanmış bir kapının yankısı var. Ve galiba aşk, insanı mutlu ettiği kadar uyandıran da bir şey. Ben seni yalnız özlemek için değil, bu uyuşmuş dünyanın içinde bir an gerçekten hissetmek için sevdim.
Aşk
İnsan,
gerçekten sevdiği birini
kaybetmiyor aslında.
Onu biraz gökyüzüne,
biraz sessizliğe,
biraz da kendi kalbine bırakıyor.
Aşk
Bazen rüzgâr esiyor hafifçe,
çınarlar usulca sallanıyor,
uzakta bir kuş ötüyor.
İşte tam o anlarda
senin hâlâ çok uzaklarda
olmadığına inanıyorum.
Aşk
Seni sevmek,
sabahın ilk ışığının
sessizce bir pencereye düşmesi gibiydi.
Ne gürültülü,
ne gösterişli…
Ama insanın ruhunu değiştiren bir aydınlıkla.
Sen gittin belki,
fakat bazı ayrılıklar
yokluk değil,
başka bir biçimde sürmek demektir.
Çünkü sevgi,
yalnız yan yana olmak değildir sevgilim;
birinin ruhunun
senin içinde yaşamaya devam etmesidir.
Bazen rüzgâr esiyor hafifçe,
ağaçlar usulca sallanıyor,
uzakta bir kuş ötüyor.
İşte tam o anlarda
senin hâlâ dünyada olduğuna inanıyorum.
İnsan,
gerçekten sevdiği birini
kaybetmiyor aslında.
Onu biraz gökyüzüne,
biraz sessizliğe,
biraz da kendi kalbine bırakıyor.
Ve anlıyorum ki aşk,
sahip olmak değil;
bir ruhun sende bıraktığı ışığı
kararmadan taşıyabilmektir.
Ben seni
bir fırtına gibi değil,
uzun yıllar sonra bile
insanın içini huzurla dolduran
sessiz bir bahar gibi sevdim.
Aşk
Kayıt Tarihi : 28.05.2026 07:41:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!