Hak sırrına vakıf oldun deyi,
Kendini aşikar etmek n'ola.
Sen kendini bilemezsin deyi,
Bir başkasına hâr etmek n'ola.
Esef-i zilleti nihan kıldım.
Gönül tahtı pek sağlam değilmiş.
Bir tufanla yerle yeksan oldu.
Bakan göz hakikatte ker imiş.
Hasar gören taht, çalabın oldu.
Gönül kırmak bir maharet ister.
Şerri miyana uyduran,
Nice benler gelip geçti.
Sözü mizana sunduran,
Nice şeyhler gelip geçti.
Pakt ile savaş durduran,
Her gece de bir gün daha yaklaşırken ölüme,
Ne huzuru aramak ne de çıkmak bir çözüme.
Bir taraftan bakmak gerek vatanıma özüme,
Gerek Osman Batur gibi dağa çıkıp dövüşe.
Bu dağlar ki dünyada cehennemin ta kendisi.
Şiir âşıkla yazılmaz.
Maksut şiire aşk gerek.
Âşık olana bakılmaz.
Şiire bir mâşuk gerek.
Piri bir olan takılmaz.
Yokluk gördün ise varlıkta yokluğu bil.
Varlık gördün ise yoklukta varlığı bil.
Gelen Hak'tan geldi, giden Hak ile gitti.
Varlığı da Hak'tan, yokluğu da Hak'tan bil.
Hangi işinde kendini sayar isen pir.
Batınına nazar edilmeyen ilmin zahiri koftur.
Tahirine hicap duyulmayan kulun mevlâsı yoktur.
Yandırana Hak'la bakılmayan âşkın sefası kordur.
Cefasını çekmeyen âşıkın sefası hoş olur mu?
Âşık Şah-ı Kebir görmeyesin kendin kimseden üstün.
Gelmişiz Hay yurdundan bu dünyaya.
Cânı koyup göçeceğiz ukbaya.
Ne sevene kalır ne sevilene.
Selam edip varacağız huzura.
Şâh'ım unutma seni mir bileni.
Olmasaydı değerler, ölür müydü neferler.
On beşliler için dikilmiş küçücük kefenler.
Büyük şanlı seferler için açılan cepheler.
Hayali için yaşayanları eder derbeder.
Her yerde cesetler ardında çürür bedenler.
Şah derdine bir derman ara.
Arayanda kim bulmaz ola?
Her derde bir derman, bir çara.
Vardır elbet düşersen dara.
Dert olmaz her yiğide yara.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!