Ağzımda kara saplı bir bıçak açardı
ayaz kakmalı bir dibeğe değerdi aklım
kahveye kalırdım
mümkünü vardı
çoluk çocuk
okul mokul
Urla'nın ortasına bir adam diktim
Divriği demirinden prangaları.
düşleri de batmış düştüğü yere.
bir de damatlıklarını giymiş mi dikilirken
bütün düğmeleri köklerinden kilitli
çöz çözebilirsen.
ey saki
saçlarına ay düşmüş
İzmir çek bana
mor salkım salınsın yedeğimde
akşamdır
Körebe olimpiyatlarına seçildim
Katıldım kapandım
Bir daha bulunamadım
Binlerce gözün işlemeli izi üzerimde
Ama gören olmadı
Gülü tahtaya kaldırmış tanrı
Bütün çiçekler ve kuşlar
Sormuşlar
Sormuşlar
Hepsini bilmiş
Sıra bülbüle gelince
al’a koydum almadı
sarıya sardım sığmadı
kül suyunda durulayıp
örttüm üstünü
solundan böğüren tosbağayım
Dururduk bir süğem sevgi sözünde
Beklerdik döksün yaprağını
Tohumunu kandıramazdık toprağa
Soğurdu kış olurdu
Tünerdik akşamın uzattığı şiire
senle ben
gönül kertmesi
gel ömürler devşirelim
çift nefeslerimizden
her maviye maya çalıp
mayıs kanatlarımıza
bir başıma kapandım ağlama duvarına
açmayan güllerine haziranların
sular da yandı rüzgar da
sahrayla kanatlandım
baykuş ötüşleriyle tünedi güneş
ayak ucuma
ne zaman konuşmaya başlasam
yan kulağıyla dinler beni
hiç kaçırmaz bakışlarını
yüzünü düşürmez
süs yapar kendine sözcükleri
makyajı sever




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!