o zaman çarşilarimizi suladik
atlari seyre gittik ikindilerde
çok sicakti terden bunaliyorduk
küçük tayin agzi süt kokuyordu
çünkü sevdigimizi söylemiştik
Acılar, sıkıntılar geçti
Karlar, fırtınalar geçti
Ocağa attığımız odunlar
Daha bir harlı
Çatı aktarıldı, onarıldı
Vulcanus, yak ateşine, suları bile tutuştur
kaynağı tanrıların kuyusu olan Nil de
yansın. Yetişsin ve söndürsün onu, tutuşmadıysa
Okyanus, şu sonsuz, şu hiç görmediğim.
Kaç gün kaç gece yoluma çıkan. İçimde hep bir korku olmuştur
dünya. Vulcanus, yanardağ
Ben bir korsan gemisinde doğup büyüyen
Denizciye benzerim,
Kalbim kavgalara ve fırtınalara alışık;
Tayfalar gibi canım sıkılır karada
Bir hasta gibi eririm.
Uzak bir yaz sesi
Gibi duyulur kokusu
Yeni bir günün
Değer herkesin saçlarına
Yılların eli o an
Geceyi izliyorum
ama geçilmiyor yalnızlık;
çarşılarda pazarlarda
ve ev içlerinde, biliyorum
eski aşklar yok artık.
Anımsa güzel ne varsa
Karacaların suya indiği saatleri,
O gezgin çocuğu anımsa
Elinde cırcırböceği.
Bembeyaz bulutlara
Bir eski zaman söylencesi o, zamansız ve çağdaş yani;
Bir ırmak da öyle.
Bilmez saatin akışını, bir çocuğun soluğu, bir kuşun çığlığı
Artık derinliklerinde kalbimin; onu bir dağ doruğunda bıraktım
Ve ben şimdi bir çöldeyim, ölü bir gemi denizde.
Onarılmaz. Çevreni yok ya da. Bir ölü artığı.
1.
Bırak kanatlarıyla uçsun kuşlar
yarına yolculuklarında
ve bırak rüzgâr
dağıtsın saçlarını.
Bu geldiğimiz yerler
benziyor mu unuttuğumuz yerlere?
Yalnızca gecenin karanlığı ve yollar
suları denize doğru koşan bu ırmak
şimdi ve her zaman, kör bir köstebek
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!