Bu ağaçlar kuşlar tepeler
Karıncaların sessizliği
Şehrin göğü yaran gökdelenleri
Caddeler sokaklar hanlar hamamlar
Kime kaldı söyle
Davasını güden yani özgürlüğü dert edinmiş
Nice eşkıyalar geldi geçti bu topraklardan
Aslında gizliden sevdik bozguncuları
İsyan sazı çalarken eğri bacalardan
Meğer dumanı doğru tütermiş
Her yeni gelişme bir başka umuda gebe
Ve yaş kırkbeşi vurduğunda
Artık nasihatı kendi kendine verirsin
Düştüğün yerden kalkınca
Bir daha düşmekten korkmazsın
Beni sor yağmura bulutlara sor
Gözümden şu düşen damlalara sor
Yazdığım şiire kederime sor
Sevdanın hatırı kırk yıl silinmez
Süzülen ırmaklar nereye gider
Buhranlı bir gecenin sabahında
Sümüğü akan çocuk olsam
Kahkahaya doysam çiçekleri koklasam
Haykırıp uçuşan kelebekleri kovalasam
Sonra kağıttan yaptığım uçağın süzülüşünde hayatın anlamını bulsam
Yüzüne bakınca değişir her şey
Pembeleşir dünya
Dumanı tüten müstakil han olur gönlüm
Kediler mırıldanır kuzular zıplar
Tavşanlar şen şakrak hür
Gülümseyince gözlerin
Öyle suskun durma arkadaş
Kalk hadi çabuk !
Demli bir çay ısmarla kendine
İnsan bulamıyorsan yanında
Bırak kediler mırıldansın kapında
Yapma konuşma duvarlarla
Siperlerden ölüme gülerek koşmak varken
Oturup bir köşede yaşlanmayı seçtim
Ve bu seçim öyle sefil oldu ki
Tercihlerimi sınar oldum
Oysa her gelişme başka bir sonuca bedel
KORKARIM
Kurak çöller de adalet yalnız
Çaresiz küskün
Boynu bükük çaresiz umut
Bağırıyor soruyor ne olacak ahvalimiz..
Hiçbir şeyden korkmadı
İhtiyarlıktan korktuğu kadar,
Gençlikse çok az kaldı
Bir kar tanesi kadar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!