Şiir kelamın burcu pırıltılı bir mehtap
Nakışlarla bezenmiş altın yaldızlı kitap
Her söz ayrı bir hikmet her cümle ayrı sanat
Şiirin etrafında dönerdi tüm kâinat
Satırlar harmanlardı yer ile gökyüzünü
Coşardı kelimeler görseydi yâr yüzünü
I
Yenilse de hep insan gün gelir zaman eskir
Hayallere çığ düşer solar hatıran eskir
Geceye kasvet çöker gündüzü kâbus bürür
Ömrünün baharında bakarsın insan eskir
Yorulmayan soluklar ertelemez ölümü
Binbir acı saklıyor
Saçıma düşen aklar
Sırlarına ermek zor
Kim bilir, neler saklar
Kendimi verdim gitti
Her gece süslü gemimi
Sularda süzer fenerler
Arkamdan yanıp gölgemi
Yollara düzer fenerler
Gündüz uyur geceye yâr
Sancaklar ters açılsın yola çıksın yiğitler
Yıkılsın taş duvarlar aşılsın çelik çitler
Nurdan kanatlarıyla öne geçsin şehitler
Yürü aslanım yürü sen yürü bitsin zulüm
Kızılelma yolunda tel duvak giysin ölüm
Fiyakalı Islıklar
Kendini gösterince ufak yollu zemheri
Üşüyen bedenlere yetmez hafif kışlıklar
Soğuk bir ayaz çarpar türkülü yürekleri
Dudak terennümüdür fiyakalı ıslıklar
Yağmurlar bir yürek ürpertisidir,
Yaş döker izlermiş cam, olukları.
Her damla bir hüznün belirtisidir,
Tepeden süzermiş dam, olukları.
Can bağları kopmuş hissiz kâinat
Habersiz acının diyarlarından
Ölüm vadisinde acılar kat kat
Ağıtlar eksilmez mezarlarından
Gazzeli çocuklar bir var bir yoklar
Yangın sarmış cihanı sanki "vay" a geç kaldık
Mezada düştü miras artık paya geç kaldık
Son dolmuş yola çıkmış çoktan kalkmış son vapur
Hâlâ aynı durakta baya baya geç kaldık
Kendini arar insan sarmal bilmecelerde
Hatıralar incitir yaşlı yüreğimizi
Kasvetlidir cümleler kederli hecelerde
Bir zaman tünelinin yolculuğunda bizi
Sis bulutu içinde karşılar peçelerle




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!