Bendeniz Ali Agâh... 1941 yılının o uğursuz, harp kokan kışında Kars’ta dünyaya gelmişiz. Hayat bizi rüzgârın önündeki bir yaprak gibi savurdu; nihayetinde yolumuz buralara, Leningrad’ın (şimdiki Saint Petersburg’un) beyaz gecelerine kadar düştü. Şimdilerde Komarovo’da, çam ağaçlarının arasında, ömrün geri kalan demlerini kitaplar ve emektar daktilomla nihayete erdirmeye gayret eden bir faniyim.
Eğitim dedikleri o resmi kalıpları pek sevmesem de, kader bizi Şarkiyat ve Filoloji üzerine bir doktora payesiyle ödüllendirdi. Lakin benim asıl me ...
Cânı tesmîm eyleyen bir girdbârdır bu cihân,
Akl-ı hayrânı yutan fânî gubârdır bu cihân.
Hangi sâhil sâkin eyler bu remîm endîşeyi?
Peyderpey zulmet saçan zâlim nehardır bu cihân.
Gittiğin o günden beri bu evde
Zehra diye inler kırık duvarlar
Ateşler tutuşur sönen alevde
İçimde amansız bir kış boran var
Celal’in büküldü beli baksana
Gökten dökülen simsiyah uykunda demir var,
Çiğnenmiş o rüyâda, o kalplerde beton var.
Evlat! Paslanan dişliler ezdi koca ömrü,
Bir ray sökülürken o sokaklarda figan var.
Yüce dağ başında bir derin sızı
Eser arkamızdan yabanın yeli
Kader kara yazmış körpe genci kızı
Gurbetin elinde büküldü beli
Kimi hasret kalır ana sesine
Hangi mizan tartar bu ağır ahı,
Kör karanlık yuttu yine sabahı.
Yeryüzü utandı, sustu günahı,
Bir masum can daha toprağa düştü.
Adalet dedikleri paslı bir kilit,
Gaş sabahdan əsən yellər buralar,
Ürəyimdə incə-incə yara var.
Mən qürbətdə, vətən orda uzaqda,
Gözlərimin qorasında qara var.
Araz axar, su səpələr daşlara,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!