Bu çöller; nihayetsiz aczimle, bir seraba
Bile çıkmaz, yanarım; ardımdaki izlere...
Attığım her adımda, beynimde bir acaba
Acaba, ne gün çıkar; bu yollar denizlere?
Ben çaresiz ve mağrur nefsimle, yapayalnız..
Yollardı,seller gibi; vadilere koyulmuş..
İnişler,yokuşlarla ufuklara koşuşan
Ne kaldı,renklerine bir büyü sinmiş gibi
Yapraklardan,kuşlardan; mevsim mevsim uçuşan?
Yolların ufukları kestiği yere baktım:
Mağrur Kral, bir gün; belki binlerce
Camdan kadeh, fanus, vazo, kavanoz..
Toplayıp, görkemli salona dizdi...
Renk renk şerbet ve su
Süt. limonata...
Doldurdu camları,ağzına kadar..
Gözlerim, gözlerine tutkun
Ellerim, ellerine...
İnan ki, böyle giderse
Lanet yağacak
Büyükada güzellerine! ...
Yalnız karanlıkların, çıplak çocuklarıyız..
Bir yıllanmış şarabın, toprak çanaklarıyız..
Dudağını ıslatan şarapta bir hasret var
Biz hasret ağacının, solgun yapraklarıyız! ..
Zulmetti gönül, ne çare; ben kader mahkumuyum..
Ne yar, hançer olmuş bana; ne, gurbetteki diyar! ..
Ben ki; şu Kainatın Halikı’nın kuluyum..
Şerrinde de (!) Hayır var, hayrında da Hayır var! ...
Kalpsiz insanlar için, anıtlar dikmek niye? ..
Rabbim; taşı, kayayı onlar için yaratmış! ..
Geçmişim bu canımdan, içinde neyim var ki?
Yürek beni dinlemez; Alem’de kimim yar ki?
Nurunu katre katre,canından veren bir mum
Şafağında, güneşin; niye, niçin ağlar ki? ..
Saadet; son güvercinin kanatlarında,saklıydı..
Ve bunu namludan başka, hiç kimse bilmiyordu.!
‘‘Bir gece, bir yerde yıldız kayarsa..
Soğursa bir kurşun, ciğerlerimde! ...’’
O serin dağların çocuğuydum ben
Karların, yarların, gür ormanların! ...
Gönül, bir güvercin yüceden yüce




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!