Bir elinde kalbim, birinde şeker…
Kırılan kalbimde bir çil kelebek…
Artık oynamıyorum yüreğimi ver.
Oyundan anlamayan ey hırçın bebek!
Çürük elma çıktın sen ey sevgili!
Hasret sözcüğüne tutsak özlemim
Sıla gözlerimde buğulu camdır.
Çile yaftasında o ki gözlemim:
Özlemin vergisi hüzündür, gamdır.
Gül yüzlü sevgili, canım bir tanem!
Gözüne dolmasın çiğ tanesi nem.
Sana çektirdiğim hasret yüzünden,
Özür dilerim ben, özür dilerim.
Sen ki benim yüreğimde ağlarsın,
NE İSTERİM
Mavi hayallerin esredildiği,
Eylülün solmuş renkleri,
Varsın ruhumda bir volkan olsun.
Şu garip yeryüzünde anlaşılmaz öykümüz.
Kırk yıldır taşa çaldık çile çekti gönlümüz.
Kıymetini bilmeden boşa geçti ömrümüz.
Kırk yıllık bir ömrün hüsranı şimdi.
Gözümdeki mor mor halkalar şimdi…
Hasretinle sular yandı.
Serv- i revan nerdesin?
Feryadım arşa dayandı.
Gözümde kan nerdesin?
Akşam nerde, hani sabah?
Şimdi bilmem acep nerelerdesin?
Yaralı kalbimi çalan sevgili!
İşitilmez oldu sevdalı sesin.
Tozlu bir albümde kalan sevgili!
Hayalin boy verir uykularımda.
Halden anlamıyor işveli güzel
Yandıkça büyüyor közü neyleyim
Bir gülüşe tutsak ebed ve ezel
Dile dökülmüyor, sözü neyleyim
O masum duygular geldikçe yâda
Gönlünün mücevherini terk ettin bir düşküne
Alelade bir haspayı gönle sultan edersin
Hem gadri çok vefası yok Haccac gibi zalimdir
Birde merhamet beklersin ‘gayba iman’ edersin
Efsunlu büyücü anlat bu sırrı.
Var mı dünyada sevdadan büyük dert?
Ölüm mü, çıldırmak mı, nedir sınırı?
Neden rüzgârında savrulur her fert?
İşte Leyla, işte Şirin, işte sen!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!