durma öyle titrek ve ürkek
masumiyeti saflığa karışmış yüzün
derinliği derya ahu gözlerinle
tutmak istiyorum ellerimle ellerinden
varamıyorum yaklaşamıyorum yanına
gurbet elde sana hasret
yorgunum ben yorgun düştüm
neden böyle oldu bu iş
şaştım kaldım şaştım kaldım
gurbet denilen bu çölde
sosyal misyon sahibi olup ta
toplumsal konumda bulunup
taraf ve yan tutmak
düşünüyorum da
inşaatçı kafamla
ters oluyor gibime geliyor
doldum deryalarla döndüm ummana
coştum da geldim ben kapına amana
bir ateş ki düştü can da canıma
yağmur ol hışım gibi senin için cayır cayır yanana
gurbet çilesinin çalı dikeni
dön bir bak hatıralara kimi kör kimi topal
resimlerde kalmış o tatlı ılık bahar
bir başka deyişle aşkımızda son bahar
dalından koparılmış bir gül gibi solar
bir tohumdu o atılan toprağa
seher yeli senden medet umarım
hasretin bittiği yerden es bana
bir çare kalmışım dört duvarlarda
tüm umutlarımı bağladım sana
al telli turnadan tatlı haberi
yüce dağdan iner ceylan sürüsü
nazlı yarim güzellerin hurisi
şu gönlümde yoktur başka birisi
ruhumda bir fırtınadır sevğisi
sevği dolu şu gönlüm gelirim sana
endamın fiziğin bir selvi dal
ağzında sözlerin petekte bal
sal zülüflerini suna boylu rüzğara sal
göz görür seni gönülde olur türlü hal
halde ondört mehtap gibi nurludur yüzün
mahcemale nurlar inmiş aya dönmüş
ahu gözler üstü kaşlar yaya dönmüş
güller görmüş kuruyup gazele dönmüş
yanar dağ lavları sönmüş küle dönmüş
güzelliğin derya derinliği bulunmaz
habere kara sürüldü
kara haber geldi yarden
çaresiz dermansız dertten
can gidiyor canım elden
bülbül güle konamadı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!