DİNİN DOĞRU YAŞANMASI
Sıla-i rahimi hemen hemen terk etmiş bir Müslüman kesimiz. Hepimizin bir takım nedenleri var. Ya iş yoğunluğu, ya aile içi problemler, yahut karşılıklı çekememezlikler.
Yaşlıları ihmal ediyoruz. Onları kendilerine muhtaç olduğumuz zaman hatırlıyoruz. Evlenip ayrılan çekirdek aile, çocukları büyütürken anne babasına ihtiyaç duyuyor, gezmeye giderken bırakacak bir emin yer olarak görüyorlar onları.
Komşularla ilişkimizi ihtiyaçlar belirliyor. O eski komşuluklar yok artık. Apartmanda kimse kimseyi tanımıyor. Kimse kimseye selam vermiyor. Kimse kimseden bir şey beklemiyor, yahut bir şey isteyemiyor. Oysa komşu komşunun külüne muhtaç. Apartman komşuları sık değiştiği için kimse kimseyi tanımıyor.
DÜNYA FANİ
Bu gün bir dostun ölümüne tanık olduk. Benden iki yaş küçük. Tanışıklığımız dolaylı. Ortak arkadaşlarımızı aradım. Pek üzgün değillerdi. Ben öldüğümde de fazla üzülmeyecekler demek ki.
Kendi ölümümü düşündüm. Emekli olmak istedim hemen, ama bir şey beni tutuyordu hissediyorum. Bu kader mi acaba? Cenaze namazına bile kalamadık, arkadaşlarla yemeğimiz vardı. Hayat bu işte, ölüm de bu. Herkes yalnız ölür bu kesin. Yaptıkları ve yapamadıklarıyla. İyi ve kötü amelleriyle. İyi insandı dedik, herkes tarafından sevilirdi. İbadeti fazla değildi ama dostluk ve insanlık yanı fazlaydı. Amaç da bu değil mi? Din ahlak için. Bütün ibadetler üstün ahlakı yaşamak için. Ben üstün ahlakı tamamlamak için gönderildim buyur mudur mu peygamber?
Her şey ahlaklı bir insan üzerine İslam dininde. Yaratılış gayemiz bu. Yaradılanı sevmek yatandan ötürü. Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan hakikatte asidir. Bir kez gönül kıldın ise bu kıldığın namaz değil.
Evet, namazla da olmaz namazsız da. İmansız hiç olmaz namazsız olur da ahlaken olgun değilsek, hamsak, nobransak, cimriysek tam inanmış sayılmayız. Dedikoducuysak, laf taşıyorsak, insanlar hakkında hep kötü zan besliyorsak gerçek bir mümin değiliz. Hakikatte asiyiz. İbadetlerimizle gurur duyuyorsak, insanların dünyalıklarında gözümüz varsa tüm ibadetlerimiz bir gösterişten ibaret. Kendimizi aldatıyor, nefsimizi tatmin ediyoruz.
İNTİHAR
Zevkin doruğunda intihar etti
Yedi başlı canavar
Alıp başını gidiyor yokluklar ülkesine
HZ ALİ BİN EBİ TALİP(R. A.) den nakledilmiştir; Efendimiz (A.S.) :
‘Şöyle buyurdu. Hilyemi gören beni görmüştür. Beni özleyerek ona bakanı Allah ateşten korur, kabir sualinde emniyet içinde olur. Kıyamet gününde çıplak haşr olmaz’
En önemli söz bu Hadis’in içindedir
Allah bilir en doğrusunu sözün ve işin
NOSTALJİK GEZİ
2
Bu evler bu Camiler yok olacaktı. Köylü paraya kavuşmuş, halinden memnundu. Bu Cami’yi ikinci kez görüyordum. Geniş ve yemyeşil bahçesi bir daha olmayacaktı. Bu fındık alım yerleri, bu kahvehane, bu dükkânlar. bu dere, bu köprü olmayacaktı. Bu hatıralar suya batacaktı bizim için. Bir daha sıla özlemi yapamayacaktık. En son cenaze için gelmiştim altı ay önce bu duyguları his edememiştim.
Hanımı ölmüş bu ihtiyarı hiç iyi hatıralarla anmıyordum. Oysa o adam çok değişmişti. O zamanlar sigara içiyordu ve geceleri sürekli yatacağımız yerde kendi yaşıtı olan işçisiyle- o da bizimle gelmişti- sohbet etmekten bize rahat vermiyor, uyumamıza olanak bırakmıyordu. Yattığımız yerde sigara içiyorlar, yüksek sesle sohbet ederek bizi rahatsız ediyorlardı. Sabah da erkenden kaldırarak eylemlerini tam bir zulme dönüştürüyorlardı. Ağır çalışma şartları gücümüz zorluyordu
25*05*15 PAZARTESİ
Bu gün kente hiç gidesim yoktu. Ama gidecektim. Çünkü oruçluydum vakit geçirmem gerekti. Hem de sahursuzdum. Bu oruç neredeyse 2 saat sürecekti. Akşam on sularında tatlı ile dondurma ve sütlaç yemiştim. Demek bayağı şey yemişim. Hayret ben de hiçbir şey yemedim diye hayıflanıyor, kendi kendime acıyordum.
Hayat ne kadar kısaymış. Bir gün gibi belki de ondan daha az. Düşündüm geri dönmek ister miyim diye. Hayır istemiyordum. Mutlu bir geçmişim olmadı ki benim. Mutsuz bir çocukluk, mutsuz bir gençlik ve mutsuz bir erişkinlik dönemi. Son 20 yılımızı zaten Annem karartmıştı. Onun bitmez tükenmez huyları ağzımızın tadını kaçırmıştı. Çocukluk ve gençlikte babamın bitmez tükenmez eleştirileri, evde sürekli söylenmeleri benim geriye bakıp geçen günlere hayıflanmamı önlüyordu.
Oysa hayat güzel, ölümse hemen hiç kimse tarafından arzulanacak bir şey değildi. Üstelik ortalıkta bu kadar güzel varken. Aşık olmak, o güzeller şiir yazmak, onlarla maceralar yaşamak varken bu isteksizlik niye? Öğrenilmiş çaresizlik mi diyeceğiz buna?
Ölüme hemen hiç hazırlıksız olduğumuzu düşünmek onu bize sevimsiz kılıyor. Ölümden sonrasını içselleştiremedik bir türlü. Etrafımızı saran dünyevilikler bizi ahiretle barışık olmaya hiçbir zaman bırakmadı bırakmayacak. Artık emekli olup kendimizi ahirete mi adamalı yoksa diyorum.
BİR KAVVAMIN ANILARI
15.09*15 SALI
BUGÜN ilk defa kavga ettik. İyi ki ettik. Ne zamandır ağız tadında bir kavga yapamıyorduk. O sürekli bana hakaret ediyor, ben sineye çekiyordum. O sürekli beni azarlıyor, ben ona yağ çekiyordum.
Sırf kötülük olmasın, uyum olsun, problem olmasın diye yaptıklarım hep boşa çıkıyordu iyilikten, iltifattan anlamıyordu. 25 senelik evliliğimiz bir ikiyüzlülüğe dönüşmüştü. O beni ev reisliğinden almış, kendisi oraya kurulmuştu. Sema Maraşlının yazılarından olayı sezinler gibi olmuştum o hemcinslerini iyi tahlil etmiş, feminizmin yok ettiği kadınlığı aslına döndürmeye çalışıyor erkekliği eski tahtına oturmaya çalışıyordu.
15 TEMMUZ ŞEHİTLER DESTANI
(bismillahirrahmanirrahim)
GİRİŞ
Bu destan gözü kara kahramanların destanıdır
15 Temmuz Şehitler Destanı
ŞEHİT HAKAN GÜLŞEN
Güller gibi şen bülbüller gibi şen şakrak
Krallar gibi azametli aslanlar gibi kuvvetli
EĞİTİMDE YENİ ATILIMLAR
Eğitim yıllardır işinin ehli olmayanlara terk edildi. Hatta daha ileri giderek diyebiliriz ki en büyük ihanet bu alanda yapıldı. Bir ülkeyi geri bırakmak istiyorsanız onun eğitim sistemini bozun bu onlara yeter. Hatta daha ileri giderek diyebiliriz ki bir ülkeyi yenmek, yıkmak, yok etmek, tarih sahnesinden silmek istiyorsanız onun eğitim sistemine bir şekilde müdahale edin bu yeter de artar bile.
Bizim eğitim sistemimize değil müdahale etmek, yabancı ülke eğitim uzmanları adı altında gelen organize şebekeler tarafından her beş yılda bir taarruz edilir. Bu taarruzlarla yeni yeni yerleşmeye başlayan sistem allak bullak edilir, bir daha toparlanamaz hale getirilir. Yüksek ücretlerle gelen bu uzmanlar yeni eğitim sistemi vaadiyle gelir, eğitimi her zamankinden daha fazla karıştırır, içinden çıkılmaz hale getirir.
İşte şimdi eğitimi kurtarmanın zamanı. Eğitimde yeni arayışlar ve buluşlar yapılmalı. Batılı araştırmacıların ilgi duyduğu Osmanlı ve Selçuklu sistemleri incelenmeli. Onlardan yola çıkılarak yepyeni bir sisteme ulaşılmalı. Nizamülmülk’ün, Fatih Sultan Mehmet’in medreseleri mercek altına alınmalı. Ali Kuşçuları, Gazalileri, İbn-i Rüştleri, Farabileri, İbn-i Sinaları, Kadızade Ali Efendileri, Bakileri, Nefileri, mikrobu keş eden Ak Şemseddinleri, Fatihler yetiştiren Molla Güranileri yetiştiren kurumların metodolojisi bulunmalı, çağa uydurularak yeniden ihya edilmelidir.




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim