GİTTİ
Dün gece gökyüzü seyre daldım
Ay bakıyordu
Yıldızlar bakıyordu
Gökyüzü oynaya oynaya geldi
Senin meclisine senin sohbetine geldi
Belki sıram gelmişti
Bir gün bende öleceğim
Ama ölüm ne demek
Çocukken biliyordum
SEN KENDİNİ BİLİREN SULTAN OLURSUN
Sen kendini bilirsen sultan olursun
Söz olacak Allah’la insan arasında
O zaman ne zaman olacak
Ölüm bekler durur beni orda
Şairin Meydan Okuyuşu
Zamanın rahmi her kuşakta bir şair yetiştiriyor. Sözünün eri olarak dünyaya gelen yavrucak ilham damarlarından dehanın sütünü emip bitiriyor. Balın içindeki usareyi çekip somuran o cins yaratık bu usareden o en saf şiir sütünü üretir de zamanın kucağında besisiz kalan diğer şairleri emzirir.
Analık eder onlara sütana hep böyle sığınak kadın olur gider yavrular biraz büyüyünce bu nimeti inkâra kalkışmakta birbirleriyle yarışırlar neredeyse
Dahası yeter besi almadan yani daha yaşına erdirmeden süt emme vaktini tamamlamadan sağmal bir koyun olduğunu varsayanlar bile çıkar içlerinden. Şiir peteğini öreyim derken özünü tüketen kendini yemeye başlayan arılar olur
Büyük usta şeyh galip hüsnü aşkın ‘der beyanı sebebi telif’inde değinerek geçtiği konuyu ‘mebahis-i diger ‘ de alacak aniden ‘hikâye-i hüsnü aşk'ı keserek tahvili kelama bahis olan bir iki mebahisi şöyle açıklanacaktır.
Akıl kılığında bazı mecnun
İYİ NİYET VE KÖTÜ SONUÇ
Aslında iyi niyetle başlayan ameller iyi akıbetle sonuçlanır.’ Niyet hayır akıbet hayır.’ Üstelik ’Ameller niyetlere göredir’. Bu Hadis-i Şerif yanında ‘Ameller sonlarına göredir’ Hadis-i Şerifi de var. Bütün bu verilerden sonra iyi niyetle başlayan ancak kötü sonlara varan işleri düşüneceğiz. ‘Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir.’
İşte yıllardır İslam toplumunda gözlemlediğim bir konuyu burada ele alacağım: Müslüman camiada önceleri iyi niyetle başlanan birçok eylemlerin sonradan saptığını gözlemlemekteyiz. Tanık olduğum bir olayı burada anlatmadan geçemeyeceğim. Adam yıllar önce başkaları tarafından kurulan bir vakfı ele geçirir. Önce masum bir görüntüyle girer bu vakfa. Vakfı kısa zamanda ele geçirir. Bir yandan da mahalle camisinin dernek başkanlığını da ele geçirmiştir. Kısa bir zaman sonra Caminin mülki haklarını vakfa aktarır. Bu aktarış ona büyük bir imkân sağlar. Camide toplanan paraları istediği gibi kullanır. Bu zaman zarfında vakfın üyelerini tasfiye eder. Kendi istediği adamları yönetime seçer. Daha sonra kendi çocuklarını seçerek vakfı aile şirketi haline getirir. Caminin altını Kuran-ı Kerim kursu olmaktan çıkarıp ticarethaneye dönüştürür. Elde edilen gelirleri hiçbir masrafı olmayan Cami yerine kendi çocukları arasında bölüştürür. Ayrıca vakıf bünyesinde vakıf gelirleriyle kurduğu TV’ yi özelleştirir, aile şirketine devreder. Bu arada yıllardır bitiremediği çok katlı apartmanını donatır. Hiç kimseye hesap vermez. Vakıf dava edilir, ancak her şeyi kitabına uydurmuştur. Davaları kazanır. Çevrede herkes ondan korkar. Caminin altına vakıf merkezinde oturur cemaate gelmez. Damadını cami görevlisi yapmıştır. Kısa zamanda onunla araları açılır. Onun yuvasını yıkar. Camiye atanan hiçbir görevli uzun süre dayanamaz. Başka bir yere tayin olunur. Onun Camiyi ele geçirmesinden önce görevliler yıllarca aynı camide emeklilerine kadar çalışırken ondan sonra hiçbir görevli çok uzun süre orada kalamamıştır.
Şerrinden tüm mahalle bizar olmuştur. Güya İslam hizmeti yapmaktadır. Kimse ondan hoşnut değildir. Herkes şerrinden Allah’a sığınmaktadır. Camiye uzun yıllar bakım yapmamıştır. Millet kötü şadırvanlarda abdest almaktadır. Tuvaletler berbattır. Belediyenin yaptırdığı tuvaletin yıkılmasını sağlamış cami altında tuvalet yaptırmıştır. Bu berbat tuvalet iş yapmayınca belediyeye devretmiştir onu. Her şey kar amaçlıdır onun için. Her şeyi ranta çevirmiştir. Yıllar geçer belediye yol çalışmaları yüzünden istimlak etmek ister. Verilen ücretin önüne 10 milyon koyar. İş mahkemeye düşer. Bu arada adı geçen şahıs ölür. Çocukları davaya devam eder. Üstelik davayı kazanabilmek için yeni ve lüks abdesthane yapıyor, Caminin dış cephesini süslü kaplama yaptırıyor, yıllardır Cami’ye hiç masraf etmeyen vakıf binlerce lira sar ediyor. Niçin? Belediyeden daha fazla para koparmak için. Bu şayia dilden dile yayılıyor. Hiçbir şey Allah için değil, her şey getirim için. Haram mal edinmek için. Üstelik buna bir yorum da buluyorlar, hocalarından fetva da alıyorlardır. Ya da en azından onlardan ciddi bir tepki almıyorlar. Halk ise korkusundan susuyor. Akil adamlar da şerre bulaşmamak için seslerini yükseltmiyor. İte dalaşmaktansa çalıyı dolaşmak misali.
Bu ailenin yaptığını yapan, hem de daha büyüğünü yapan, deveyi hamuduyla götüren aileler, hatta kişiler var. Onları toplum biliyor ama ses çıkarmıyor, fitneye sebep olmak istemiyor. TV’ler kuruyor bu klikler, gazeteler kuruyor, vakıflar dernekler, şirketler kuruyor, ellerine geçirdikleri her fırsatı ranta geçiriyor, gayr-i meşru işler ve ilişkiler kuruyor ve sonra bunu İslam’a uyduruyorlar. Minareyi çalan kılıfını hazırlar misali. Kimi kendini Mehdi ilan ediyor, kimi peygamber, kimi şifacı, üstün özellikleri olan biri gibi takdim ediyor, inandırıyorlar bile zavallı saf Müslümanlara. Bunlar bu cemaatin baronlarıdır. Allah’tan korkmuyorlar, kendilerini onların vekili ilan ediyorlar.
Ah zavallı Müslümanım benim. Bu ne cehalet, bu ne saflık. Aptallık derecesine varan bu saflık Allah’ın razı olduğu bir hal ve makam değil. Bu bilinmeli önce. Aldanan aptallar olduğu sürece aldatanlar çıkacaktır. Bu hiç akıldan çıkarılmamalı. Demek ki İslam toplumunun daha çok eğitilmeye ihtiyacı var. Bu yüzden olacak ki Allah’ın ilk emri ‘Oku’ değil mi?
TOPLUMSAL YOZLAŞMA VE HUKUKUN RAFA KALDIRILMASI
Yozlaşma ne zaman başladı. Bu bilinmiyor. Belki ta çok eskilerde. Necip Fazıla göre kanuni dönemine kadar uzanıyor. Yükseliş döneminin zirvesinde başlıyor çürüme.
Rahmetli Necip Fazıl hatırladığım kadarıyla çürümeyi ilmiye sınıfından başlatıyor ve onun da müsebbibi olarak Kanuni’nin ilmiye sınıfının serbest seçimine müdahale edip atamaya bağlamasına dayandırıyor. Evet, o güne dek yönetici erkten bağımsız kendi içinde hiyerarşik sistemde seçimle yönetilen ilmiye sınıfı Kanuni’nin müdahalesiyle atanarak yönetiliyor.
O güne dek yönetici erkten bağımsız yaşayan ilmiye sınıfı yönetici erke bağlanarak hukukun üstünlüğü anlayışı yerine yönetici erkin üstünlüğü anlayışına yöneliyor. İşte ne oluyorsa ondan sonra oluyor. Hukuk altüst oluyor, güç hâkim oluyor. Piramit tepe taklak ediliyor. Keyfi yönetim ondan sonra başlıyor. Hakkı hukukum üstünlüğü anlayışı tek ediliyor, kuvvetin iktidarı başlıyor ve zülüm adım adım hâkim olmaya giderek mutlak hükümranlığını ilan etmeye başlıyor. Ediyor da.
Bugün ilmiye sınıfının yönetici erkten bağımsız görünmesine bakıp özgür olduğunu sananlar aldanmakta, onların daha güçlü gördükleri odakların emrine amade köleler olduğunu anlamamaktadırlar. Onun içindir ki ilmiye sınıfı darbelere her hal-u karda destek vermektedir. Ancak bu sınıf gücün yer değiştirdiğini gördüğü yer ve zamanlarda yine gücün yanında hatta emrinde yer almakta, bu durumlarda onların darbeye karşı olduğunu sananlar yine aldanmaktadırlar.
Şiir Okuruna Notlar:
3
Şairliğim bir tesadüf sonucu. Ama yaşadığım o onulmaz aşk, ulaşılmaz karasevda, şifasız hastalık bunca şiirin yazılmasına neden oldu. Aslında bu imkansız aşk benim şiir kapımı açan en önemli olaydı. İyi ki başıma gelmiş. ‘Alevden Güller’i bu acıyla yazdım. O günlerde Baudlaire’in şer çiçeklerini okuyordum. Onun etkisi herhalde böyle düzenli mısralar doğdu. Sevgilerin kedisi Baudlaire etkisi altındadır.
HALİT PAŞA
Bu yazıyı yazmak düşüncesi nereden doğdu. Bir gazetede müstear adla yazan arkadaşım Yahya Kaptan’dan bahsetti. Onun kurtuluş savaşında olan katkısının fazla bir yer tutmadığını, aslında basit bir çeteci olup daha zafer kazanılınca sırf inkılapçıların tetikçiliği yaptığı için el üstünde tutulup kahramanlaştırıldığını, Keşanlı Ali gibi belki de ondan daha beleşçesine’ sahte kahramanlar’ kervanına katıldığını, kim bilir kimin eliyle ne Kocaeli ’ye, ne de Kocaelililere bir katkısının olduğunu Kocaeli’nin kurtuluşunda da bir olumlu bir etkisinin bulunmadığını bu sayede öğrenmiş oldum. Aslen Siirtli olan Adnan beyin bu hassasiyeti beni de bu konuda düşünme ye ve araştırmaya sevk etti.
Kim bilir kimin eliyle bu yakın zamanlarda adı öne çıkarılmış İzmit’te bir semte onun adı verilmiş hatta semtin girişine belediye marifetiyle heykeli dikilmiş yeni nesillere bir sahte kahraman miti armağan edilmiştir. Hatta birkaç liseye onun adı verilerek eğitime katkısı planlanmıştır. Şimdi düşünüyorum da bütün birdenbire ortaya çıkan bu sevginin nereden kaynaklandığını devrimci güruhun bu tazelenen aşkına bir anlam veremiyoruz. Herhalde 28 Şubat’ın kentimize bir öpücüğü saymamız gerekecek bu eylemi.
Gelelim Halit Paşa ‘ya. O da yazar arkadaşın himmetiyle geldi gündeme. Sizin başka ve gerçek bir kahramanınız yok mu diye. Olmaz mı dedim Halit Paşa var, Kara Fatma var. Zobu var. Hah dedi şöyle sen şu Halit paşa konusun bir araştırıver. Olur dedim ama bana gerek yok sen de Google’dan bir şeye ulaşabilirsin.
Dedi ama ikna olmadım. Ben de araştırmaya başladım. Ortaya koskoca bir tablo çıktı ki orada sahte kahramanlara hele hele şişirilmiş sahte kahraman miti Yahya Kaptan’lar hiç mi hiç yer yok.
KIYAMET
Dünyanın son gongu çaldı
Tarihin seyrini değiştiren olaylar
Sıralanıyor art arda
İnsan yalnız kaldı burda




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim