ÖLÜM ŞARKISI
Ben bir gün öleceğim
Belki bir yaz akşamı belki bir güz
Birden bire öleceğim ansızın öleceğim
İçimde bin bir türlü sırlarla gömüleceğim
Ailem ve Ben
AHMET DEDEM NAM-I DİĞER TOPAL AHMET EFENDİ
ENAYİLER OLMASA
Meşhur bir söz vardır: ’Enayiler olmasa açıkgözler nasıl geçinir.’ Bu söz bize her şeyi açıklıyor. Kurnazlar ve aptallar birbirini tamamlayan, bir bütünün iki parçası olan unsurlar.
Ortaokulda Türkçe Öğretmenim bize bir kompozisyon konusu vermişti. ‘Yüksek tepelerde hem yılanlara, hem de kuşlara rastlanır. Kuşlar uçarak, yılanlar sürünerek varırlar aynı yere. Bu söz her şeyi anlatıyor. Yıllar sonra bu tiplere her zaman, her yerde rastladım. Yüksek makamlara beleş olarak, tepeden inme yerleşenleri gördükçe hayıflandım. Aynı yerlere sürünerek, bin bir zahmetle çıkanları, hatta çıkamayanları gördükçe acıdım, yüreği burkuldu.
Bazı insanlar vardır hep işleri rast gider. Hep dört ayaküstü düşerler. Fırıldak çevirmeyi iyi bilirler. Her zaman, her yarda iş bitiricidirler. Hak etmeyi beceremezler, ama her zaman hak etmediklerini hem de fazlasıyla elde ederler.
EĞİTİM ÜZERİNE YAZILAR
Cami Merkezli Toplum ve Cami Merkezli Eğitim
İslam’ın ilk emri OKU. Bu emir gereği İslam okumaya büyük önem veriyor. Okuma yanında tefekkür de büyük önem taşıyor.
BABAM
1
Uzun boylu, kalıplı- bu yüzden kendisine Battal Hoca denilen-, güzel sesli, ağır yürüyüşlü, kendinden emin adımlarla gezinen bir adam. Evde otoriter, dışarda demokrat ve insancıl bir kişi. Camii müezzini. Halkla fazla ihtilat etmez, camiden eve, evden camiye gidip gelir. Kimsenin etlisine, sütlüsüne karışmaz. Kimseyle en ufak bir tartışma yaptığı görülmemiştir.
SEMAİ
Ben sevmeseydim seni
Kim görebilirdi
Kim derdi ki
Dünya güzelli
Leyla
SERZENİŞ
Gitme ey dost
Acı fakat gerçek
Bir rüya kadar canlı
BU BENİM HAYATIM
(Anılar)
Bizim kuşak ailesinden hiç destek görmedi. Ne yazık ki en ufak bir alaka bile görmedik. Ne harçlık aldık, ne ödevlerimize bir yardım. Ne kaynak kitabımız vardı, ne ansiklopedimiz. Ne sözlüğümüz vardı, ne bir okuyacak kitap alma imkanımız. Bir tek sınıf kitaplıklarımız vardı. İyi ki vardı yoksa okuyacak kitap bulamazdık.
Sonra ne oldu diyeceksiniz. Küçük yaşta doğru dürüst giyecek elbise bulamamıştık. Önlüklerimiz daralıncaya dek giydik. İlk alındığında da oldukça bol geliyordu. Çamur yollardan bata çıka okula gidiyor, lastik ayakkabılarımızın içi vıcık vıcık çamur oluyordu. Yolu kısaltmak için tarladan geçiyorduk. Tarla sahibi de bizi görünce kovalardı. Onu görünce biz de çamura aldırmaz tırısa kalkardık.
Hatta bir defasında Başöğretmenimiz benim ayakkabılarımın içinin su dolu olduğunu görmüş beni öğrencilerin karşısında bir suçlu gibi teşhir etmişti. Bu anı hiç unutamadım ve bu bence Beyaz Türklerin temsilcisi saydığım bu adamdan ve temsil ettiği sınıftan nefret ettim. Yıllar geçti ben bir meslek lisesini bitirdim. Aynı lisenin mezunlar derneğinde yönetim kurulu toplantısındaydık. Kapıdan içeri destursuz daldı fötrlü aksaklı biri. Hemen söze girdi: ’Siz ne yapmak istiyorsunuz. Şeriatı mı getireceksiniz. Ben Kuran-ı Kerim’i baştanbaşa okudum. Ben bu dini sizden iyi bilirim. Daha bu minvalde bir sürü şey sıraladı. Cevap vermedik. Çekti gitti. Yılar sonra bir cenaze salası işittim. Müezzin sala sonunda onun adını söyledi. Ömründe cami yüzü görmemiş adamın ölüsü camiden kalkacaktı. Esef ettim. Ama sevinmedim diyemem. Azrail intikamımı almıştı.
Din dersine giren ateist bir öğretmendi. Müzik dersine de o giriyordu. Yan sınıfın öğretmeniydi. Ondan ve onun yüzünden din gibi bağlandığı o meşhur kemanından da nefret ederdik. Bizim sınıfın öğretmeni de öbür sınıfa müzik ve din dersine giriyordu. O sınıf bizden talihli miydi bilmiyorum ama ben öyle düşünüyordum. En azından dinsiz olmayan bir öğretmen din dersi veriyordu.
Ailem ve Ben
DEDEM YAHUT NAMI DİĞER TOPAL AHMET EFENDİNİN KERAMETLERİ




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim