SEÇTİĞİN HAYATI YAŞAMALISIN
Seçtiğin hayatı yaşamalısın
Her hayat bir seçimdir sonunda
Zamanı fark ettiğimde ben bendim
Seçtiğin hayatı yaşamalısın
Hacı Bayram- ı Veli
Ulu erenler semti Hacı Bayram
Kentin en güzel yerine kurulmuş
Baktığı semtleri efsunuyle sarhoş eden
BM MİZANSENİ
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER bir tiyatro oynuyor. Mübarek sanki Naşit’in kumpanyası. Yıllardır dünyanın gözü önünde oyun oynuyor, dünyayla alay ediyor. Küstahça ve alaycı tavırlar takınıyor. Yıllardır İsrail zulmüne karşı etkin bir tavır almıyor, göstermelik kararlarla dünyanın tepkisini azaltıyor.
Birleşmiş Milletler terör kuruluşudur. Birleşmiş Milletler zulmün bayraktarıdır, dünyadaki tüm karışıklıkların sorumlusudur. Zalimlerin destekçisi, mazlumların düşmanıdır. Kuruluşundan bu güne yaptığı tek şey ABD-İsrail ittifakının güdümünde olmaktır. Dünyayı bölüp parçalayarak sömüren Yeni Roma’nın kukla teşkilatıdır. Bu Yeni Roma’nın daha önceki yazımızda ne olduğunu anlatmıştık.
Bu yeni Roma’nın batı ve Doğu Roma olarak ikiye ayrıldığını, Doğu Romanın Rusya ve Çin, Batı Romanın ABD ve AB olduğunu açıklamıştık. İşte bu şer imparatorluk dünyanın tek sorunudur. Mazlum milletlerin en büyük düşmanı bu Yeni Roma’dır.
Eğitim Üzerine Yazılar:
9
ygusuna sahip zavallılar guruhu haline getirmek için kurguladılar bu düzeni. Bu düzen baştan planlanmıştı. Düşmanlarımızın gizlice planladığı bu sistem bize dayatıldı. Önce harf devrimi yapılarak bir gecede bir millet cahilleştirildi. Sonra ona yabancı bir alfabe öğretilerek kendine yabancılaştırıldı.
Bu hareket aslında o milleti inanç, düşünce ve duygu dünyasından kopartılmak için yapılmıştı. Yani mankurtlaştırmak için. Ve başardılar da. Şimdi biz beyni yıkanmış mahluklar olarak efendilerimizin söylediklerini tekrarlamaya, onların bizim hakkımızda ve kendileri hakkındaki yalanlara inanmaya mecbur bırakıldık.
Pavlov’un köpekleri misali her isteneni yapıyorduk. Böyle giyin dediler giyindik, böyle yaşa dediler yaşadık. BÖYLE İNAN DEDİLER İNANDIK. Kim olduğumuzun farkına varmadık. Bizi kendimize başka biri diye tanıttılar bize, kabul ettik. Aksi olan her şeyi unuttuk. Kendimizi bile.
EĞİTİM KURUMLARI BU YABANCILAŞTIRMANIN ARACI HALİNE GETİRDİLER. Milyarlarca lira harcayarak bizi kendi uşakları olmak üzere eğittiler. Bizden olan üstün zekalıları milyarlarca masraflarla eğittikten sonra alıp ülkelerine götürdüler.
ORYANTALİZMİN OYUNLARI
Hayat geçti. Ah ne yapsak ki gençliği yeniden ele geçirebilsek. Bu mümkün mü? Hayır. O halde ne yapacağız. Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer. Biz de hayal ederek geçirelim bundan sonraki günlerimizi. Tabii gençler gibi gelecek zamanı değil geçmiş zamanı. Ama bazen de gelecek zaman hayali kursak fena mı olur? Daha yapacak şeylerimiz var.
Ah o üniversite yılları. Ben iki üniversite okudum Ahmet Hamdi Tanpınar gibi. Birini bitiremedim, birini bitirdim zar zor. Geri zekâlı mıyım ben? Yok. Ama nedense bu üniversite hayatına pek anlam veremedim. Yaşar Kemal üniversiteye bile varamadı. Atilla İlhan bir üniversiteyi bile bitiremedi. Ama pek çok kişi bu gün onların yerinde olmaya can atar elbet. Keşke ben de onlar kadar eser sahibi olsam da ilkokul tahsilim bile olmasa…
Ne veriyor bu okullar Allah’ını seversen? Bu gün hala bir eğitimci olarak çalışan ben bu sistemin yanlışlığının en çok farkında olan biriyim sanırım. Bana ilk üniversitemde filozof derlerdi. Hep bu her şeyi sorgulama alışkanlığımdan olsa gerek. Şimdi hala her şeyi sorguluyorum. Bundan dolayı da zaman zaman mutlu olabiliyorum ancak. O da kendimi motive ederek. Bazen bunu başaramıyorum da ilaçlara başvurduğum, ağır depresyonlar geçirdiğim oluyor.
Geri zekâlıdan üstün zekâlıya aynı eğitim veren bu sistemi reddediyorum. Herkesi aynı kalıba sokmaya çalışan bu sistemi insan doğasına aykırı buluyorum. Yetenekleri körelten bu sistem ülkeyi geri bırakmak için maksatlı ellerce planlanmış ve sinsi bir taktikle uygulanmıştır. Ayrıca sürekli değişikliklere maruz bırakılmış, ama esasta bir değişiklik yapılmadan ayrıntıyla kitleler ve kadrolar meşgul edilmiş, oyalanmış ve aptallaştırılmıştır.
İSRAF
‘İsraf haramdır’ diyoruz.’ Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz. Kuşkusuz Allah müsrifleri sevmez.’ Evet, Müslümanlar olarak büyük vebal altındayız. Bu açık emre rağmen hayatımız baştan başa israfla dolu.
Yıllar önceydi. Bir hısmımızı ziyaret etmiştik İstanbul’da. İsraftan bahsediyordu. Üstümüze alınmadan dinliyorduk. Sözün bir yerinde bize dönerek; ’ üstünüze alınmıyorsunuz değil mi? Ben size söylüyorum’ dedi. Ve devam etti: ‘Hepimiz birer israfçıyız, hem de büyük israfçı. Gece gündüz israf ediyoruz. Açık bıraktığımız lambalardan tutun da su kullanırken sonuna kadar açtığımız çeşmeler, yemek pişirirken, yemekten önce yemekleri ısıtırken harcadığımız enerji.’ O bunları söyledi ben daha fazlasını anladım. O belki bu kelimelerle söylemedi ama ben aklımda kaldığı kadarıyla şimdi böyle ifade de edebiliyorum ancak.
O gün bu gün yaktığım lambaları o mekanlardan kısa süreli bile olsa kapatarak çıkar, çeşmeleri açık bırakmaktan korkan. Tıraş esnasında çeşmeyi asla açık bırakmaz, evde herhangi bir şey bozularak atılsa üzülürüm, elimden geldiği kadar engellerim. Hiçbir elbisemi eskitmeden atmam. Hiçbir ayakkabımı yırtılmadan bırakmam. Yırtılanları yamatırım, utanmasam, dikkat çekip dillere düşmeyeceğimden korkmasam sırf moda olduğu için yapanlar giyenler gibi yamalı giyeceğim.
EN BÜYÜK MESELEMİZ
Ülkenin Geleceği ve Gençlik için Yapılması Gerekenler
Arkadaşlarla konuşuyoruz. Büyükşehir Belediye başkanının kardeşi de orada.Eski bir genel müdür. Gençlik elden gidiyor. Evet. Zenginleşme ile birlikte dünyevileşme ve sekülerleşme aldı başını gidiyor.
KADIN VE ERKEK
Kadın evde dur durak bilmeden problem çıkarmakta. Çocukları evdeyken başka, yokken başka tavırlar sergilemekte. Bu birbirine zıt iki davranış ve karakteri bir kişilikte nasıl barındırabilmekte kocası buna şaşırmakta. Onun bu yanardöner hali kocasını iyice aptallaştırmakta ne yapacağını karısına her iki durumda da nasıl davranacağını bilememektedir.
Erkek işinde gücünde, kadın ondan ev işlerine katkı beklemekte, ev kadını olduğu halde feminizmde tavan yapmakta, çalışan kadınlar gibi ev işlerini bölüşmeye çalışmaktadır. Yorgun kocayı daha da yoracak teklifler getirmekte, kendini çalışan kadınlardan daha mağdur göstermektedir.
Kocası bu konuyu gündeme getirmek istese: ’Aklın neredeydi çalışan kadın alsaydın, ben erkek olsaydım çalışan kadın alırdım.’ diye kocasıyla alay etmekte, alay ettiğini belli de etmemekte hiç bozuntuya vermemektedir.
Bütün gün televizyon karşısında yemek programları ve bir sürü dizi izler, sağlık programlarına özenir, feminist fikirlerini geliştirir. Kocası gelince ona bilediği diliyle eziyet eder. Kocası geldikten sonra evde tv hakimiyeti savaşı verir onunla.
Z KUŞAĞI
Y kuşağından sonra şimdi de z kuşağı oluşacak gibi. Y kuşağını teknoloji doğurmuştu. Televizyon, DVD, bilgisayar, internet, cep telefonları işte y kuşağını doğurdu. Şimdi y kuşağının serbest hayat telakkisi ile karşı karşıyayız.
Kolay iş bulacak, az çalışacak, çok kazanacak, haram helal nedir bilmeyecek, özel arabası olacak, sürekli değiştirecek, elbiselerini yıkamacıya, yemeklerini hazır yemek şirketlerine yaptıracak, günlerini AVM’ lerde geçirecek, eğlenceden eğlenceye koşacak, içki kumar ve eroin kullanıcısı olacak evlenmeyecek, evlense de cinsellik ön planda olacak, çabuk boşanacak, yani modern hayatın gereklerini yapacak, ve sonra ihtiyarlayacak bir huzur evinde hayatını sonlandıracak.
Peki, bu z kuşağı nerden çıktı. İşte şimdi onun ayak seslerini duyacağız. Y kuşağı 6 yaşında okula gitmişti ve bu erken yaşta bedeni zevklerin insanı olarak yetiştirildi. Z kuşağı ise 5 yaşlarında okula alındı, laik eğitimin çarklarında beyin gelişimi tamamlanmadan aile bağlarından koparılacak. Hüdai nabit gibi bir anne babadan doğmamış, anne baba sevgisini tam idrak etmeden bireyselliğin ve çıkarcılığın kollarına atılmış zavallı bir nesil giderek bedensel zevklerin peşinde yuvarlanacak, giderek hippileşecek, zevk uğuruna yapmayacakları bir şey kalmayacak.
İşte ülkenin geleceğini yöneten gizli mihrakları işe eğitimden başlıyorlar, gizli planlarını bürokrasideki işgüzarlar eliyle yürürlüğe koymaktadırlar. Bürokrasinin elinde kukla olan hükümetler de bu korkunç plana alet olmaktadırlar. İşte ülkelerin ve milletlerim kaderi bu gizli elin hazırladığı yeni planla sinsice hazırlanmakta. Bu gizli el ve onun hain planları bir bir yürürlüğe girmekte, 12 yıla çıkarılan zorunlu eğitim ve adeta zorunlu hale getirilmiş yükseköğretimle bu hain tuzak derinleştirilmektedir.
Kimse farkında değil ve bunca idealist kadro ve cemaatlere rağmen, onların bunca gayret ve çabalarına rağmen devlet imkân ve yetkilerini kullanan bu hain el planlarını gizlice yürütmekte, gönüllü dostları vatan hainlerinden başka düşmanlarını da kullanmaktadır.




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim