DOĞUM 1
Annelerin annesi Âmine
Dedi
Seziyorum
Kutlu bir çocuğa hamile olduğumu
BEN KENDİMİ ARADIYDIM BULSAM DA
Ben kendimi aradıydım bulsam da
Melekler korosu başlayacaktır
Bu büyük buluşmaya
Ne kadar kaldı
KUR’AN KURSLARI VE EĞİTİMDE ŞİDDET
Kur’an Kursları’nda eğitim ne yazık ki hala medreselerin bozulduğu, beşik ulemalarının çoğaldığı yıllardan kalma, hiçbir pedagojik dayanağı olmayan, salt kaba kuvvete dayalı sistemde devam etmektedir. Özellikle yatılı kurslarda en sık başvurulan yöntem olarak hala bu ilkel metot sürmekte, Kutsal Kitab’ımızın öğretilmesi için gönderdiğimiz çocuklara Kur’an öğreten bu müesseseler evlatlarımızı Kutsal Kitap’tan soğutmaktadırlar.
Öğretmenliğe ilk başladığım yıllarda okullarda dayak hüküm ferma idi. Hele bizim öğrenciliğimizde hocalarımızın tek bildiği yöntem buydu. Hala hayattadır bu Hocalarımız. Dayaktan başka terbiye metodu bilmeyen zavallı eğitimciler, kendilerini hiçbir zaman sorgulamıyorlar, başka bir yöntem arama zahmetine katlanmıyorlardı.
İlkokul birinci sınıftaydım; öğretmenimiz Bedia Çelik öğrencisini çok severdi. Ben onunla okumayı sevdim. Eğitim benim için güzel bir dünya oldu. Ona minnettarım. 2. sınıfta başka bir öğretmen girdi dersimize. Adı Mehmet Tombuloğlu idi. Otoriter kişiliğinin bir parçası dayaktı. Şiir ezberletirdi bize. Okuyamayınca ellerimizi o kuvvetli sopayla kızartırdı. Olanca gücüyle nazik ellerimize vurur; bunu eğiticilik addederdi. Ben her gün ezberimi yapar, tahtaya kalkınca dayak korkusuyla şaşırır ve dayağı yerdim. Bu öğretmenimi hiçbir zaman hayırla yad etmedim. O Samsun’a tayin olunca pek sevindim. İlk öğretmenim İstanbul’a tayin olmuş, buna ben pek üzülmüştüm. Son iki yıl Salih Kulaç isimli oldukça demokrat bir öğretmenimiz oldu. Kişiliğimin gelişiminde onun katkısı çoktur eminim. Arkadaşlarımın kiracısıydı. Rahmetli olmuş. Onu hep hayırla yad ederim.
Orta okul ve liseyi bir İHL. de okudum. Dayak hükümferma idi. ‘Sopa cennetten çıkma’ derlerdi öğretmenler. Dayakçı bir Müdür’ü vardı. Odasında döverdi. Müdür yardımcıları hakeza. Sınıf içinde dayak atan öğretmenler en popüler öğretmenlerdi kendilerine göre. Eğitimin tek genel geçer aracı dayak yahut not tehdidi idi. Öğretmen sınıfa hakim olmak için not defterini çıkarır baskın sözlü yapardı. Zor sorularla öğrenciye sıfır vermek marifetti.
HEPİMİZ ASLINDA BİRİZ AÇMIŞIZ KOLLARIMIZI
Hepimiz birbirimize açmışız kollarımızı
Aklımda kaldığı kadar açıklanmış
Renklerin albenisi ve kırılma çizgisi
Hepimiz birbirimize açmışız kollarımızı
ÇOCUKLARIN HAYALLERİ VARDIR
Çocukken hayallerim vardı
Kaledir sarılmış rüyalarıma Hayrettin
26.02.2013
Bugün sınıfta konuştuk. Toplumumuz niçin okumuyor? Dil ve Anlatım dersiydi. Konu edebi fıkra. Bir örnek okudum psikanaliz bayan bir yazardan. İlköğretimde okuma yarışmalarının okuma üzerindeki olumsuz etkilerinden, anne babanın okuma alışkanlığında iyi bir rol model olmamalarından, hızlı okuma teşviklerinin okuma zevkini olumsuz etkilemesinden bahsediyordu.
Ben konuyu bir de kendi zaviyemden ele aldım. Okuma konusunda bu yazıyla birçok yerde beraber olduğumu, ancak ona ilavelerim olduğunu anlattım.
İlave edeceklerimi sıraladım. Rol model evet hızlı okumanın olumsuz etkisi olmayacağını da iddia etmiyorum. Evet, ben de hızlı okumaya karşıyım. Ömrümde bir kez bir kitabı hızlı okudum o da Mevlana üzerineydi. Kitabın diğer ciltlerini daha çok sevdim. O cildi okumuştum amma hiç zevk almamıştım. Sıkıcı bir ödev olmuştu o okuma benim için. Bir daha bu okuma çeşidini hiç kullanmadım
GÜNLÜK
Bir Pazar günü
Bu ne Pazar Ya Rabbi. Kendini günler öncesinden haber verdi. Hayatımın en muhteşem pazarlarından biri. Oysa ben pazarları hiç sevmem. Pazarlar da beni sevmez bilirim. Ah bu Pazar günü her şeyi altüst etti.
'Geçmiş zaman olur ki hayali cihana değer.''Bu pazarın sırrı burada saklı.
İlim Yayma Cemiyeti. Hayatımda büyük yeri olan bu cemiyet. Yıllar önce Alemdar caddesinde şubesi açılan bu cemiyet. Raif Özman apartmanı…76 _80 arası… ihtilalle noktalanan bir devre. Bu Pazar bana bu devre anılarımı tazeledi ve onun için de dedim; geçmiş zaman olur ki hayali cihana değer.
Ah neydi o günler… Eğitimle ilk kez bu denli haşır haşır neşir olduğum yıllar… Rahmetli Abdurrahman Keskin ve daha niceleri.
24.02.2013
Sessizler. Büyük bir sessizlik hakim evde. Ne olacağını kimse kestiremiyor. Ben geçen Ramazan ayında yazdığım şiirleri temize çekiyorum. Bazen aynen aktarma oluyor, bazen değiştirerek. Bazen de bir sürü ilaveler yapıyorum. Hocam artık aramıyor. Kendini büyük edebiyatçı sanıyor. Ama bir üslup sahibi bile değil. Düzyazıları da şiirleri gibi basit ve seviyesiz. Benden kitabına övgü yazısı yazmamı bekliyor. Yıllar önce bir roman çevirisi için ben teklif etmiştim nazlanmıştı. Oysa o çeviride bir üslup hassasiyeti vardı. Bence bu adam edebiyat yapmamalı. İlahiyatla ilgilenmeli. Branşı da o zaten.
Şiirlerimi artık mesajla bildiriyorum. Böylece ray tin artırıyorum. Kendi sayfama yükleneceğim artık. Bir dernek çalışmam olacak. Sonra da yayın çalışması planlıyorum. Ne pespaye yazarlar ne pespaye eserler dolduruyor ortalığı. Ben yanlış yaptım bunu biliyorum. Yahya kemal’e özendim. Kitapsız yazar olmak istedim. Oldum da. Ama zamanlarımız farklı. Bu zamanda ortada müthiş bir eser kirliliği var.
Kahvaltı yapmalıyım. Sonra yapacak işlerim var. Hasta ziyareti falan. Akşam da bir şiir temize çekerim.
14.04.13 (Pazar)
Dün İzmit e gittim. Hoş her gün İzmit’teyim ya.10 yılı aşkın buradayım bu ilçede ama günlerim İzmit’te geçiyor. Bu ilçe beni sıkıyor. İlla ki doğup büyüdüğüm kentte olmak. Burası benim dayımın semti. Rahmetli burayı çok severdi.
Ben nereden buraya geldim ve neden. Onu şimdi anlatmayacağım. Oldu bir kere işte. Ne siz sorun, ne ben söyleyeyim. Öyle işte.
İzmit benim yuvam. Yıllarca yuvamdan ayrı düştüm. Önce eğitim, sonra öğretmenlik. Aşağı yukarı bir yirmi yıl. Adapazarı, Erzurum, İstanbul ve Ankara. İşte benim yaşadığım diğer kentler. İstanbul dışında diğer illeri pek sevdiğim söylenemez.
SEÇKİN ŞAİRLER ÜSTÜNE
Bir genç şair için yazıyorum bunları. Güzel bir iki şiirini okudum. Diğerleri berbattı. Onları yırtıp atabilmesi için bir sürü kitap okumasını, iyi şiir okumayınca iyi şiir yazılamayacağını, evvel emirde şiir yazmak için birikim sahibi olunulmasını tavsiye ettim.
Sayın Sedat Umran bir konuşmamızda beğendiği şairleri sıralamıştı. Marmara kıraathanesindeydik. Aramızda şiir kitabı çıkarmış belli bir üne kavuşmuş kişiler de vardı. Kimlerdi şimdi unuttum.
Modern şiirin başına Necip Fazıl’ı ve onun Çile ’sini koyuyordu elbet. Sonra Ahmet Haşim’in Göl Saatleri’ ve Piyale’sini, Yahya Kemal’in Kendi Gök Kubbemiz ve Eski Şiirin Rüzgârıyla adlı eserlerini,
Mehmet Akif ‘in Safahat’ı, Tevfik Fikret’in Rübabı-ı Şikeste ’sini Nazım Hikmet’in 835 satır, Taranta Babu’ya Mektuplar, Benerci
Kendini Niye Öldürdü, Jokond ile Siyu adlı eserlerini bir bir saydı. Ben onlara Dranas, Dağlarca, Necatigil’i ekledim. Özellikle Sezai Karakoç’u, (o’nu n yeri büyük bu yeni Türk Şirinde çağdaşlarını ve sonrakileri etkileyen büyük şair, etrafında büyük bir hale oluşturacak, Türk şirini etkileyecek, gerek sağ gerek sol şiir akımlarını besleyecek, gelecek Türk şiirini emzirecek besleyecek büyük bir damar olarak bu şiir damarı atacaktır) hatta iki Cahit’i (Sıtkı Tarancı, Zarifoğlu) Turgut Uyar, Orhan Veli, Oktay Rıfat’ı (garipçilerden Anday hariç onu hiçbir zaman şair sayamadım ben) tüm 2. Yenicileri, İsmet Özel’i İlhan Berk’i, Atilla İlhan’ ı ekledim. Önemli eserlerini saydım. Türk Şiir Tarihi için vazgeçilmez olanları sıraladım. Hilmi Yavuz’u yıllar sonra keşfedecek Enis Batur’u ise hala benimseyemeyecektim.




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim