BÜYÜK İSRAİL DEVLETİ VE YENİ ROMA
Osmanlı hinterlandı bir bütündü. İslam’la müşerref olan Türk Milleti doğuya doğru bu yüce değerleri taşımak için ila-ı kelimetullah bayrağı açarak ilerledi. Çünkü İslam’ın en önemli emri cihattı.
Cihat – İslam düşmanlarının söylediği gibi- öldürme değil tersine dirilme hareketiydi. Bir kişiyi öldüren bütün insanlığı öldürmüş, bir kişiyi dirilten bütün insanlığı diriltmiş gibidir prensibiyle hareket ediyordu bütün Müslümanlar.
Küfür bataklığından bir kişiyi çıkarmak o kişiyi dirilmekti. Ebedi felaketten ebedi saadete götürmek davasındaydı Müslümanlar. İşte bu eylemin adı diriltmeydi. Cihat ise bu diriltme eyleminin aracı. Fani dünyada aldanış içinde olan insanları içine yuvarlandıkları küfür ve isyan bataklığından çıkararak baki alemde ebedi saadete kavuşturma çabasındaydılar. Bir kişiyi küfür karanlığından iman aydınlığına çıkarmanın dünya ve içindekilerden hayırlı olduğunu bilmenin şuuruyla cihat ediyorlardı.
BÜYÜK FİTNE
Ülkemiz üstüne oynanan oyunlar bitmiyor. Müslümanlar ilk günden beri inanmayanların oyunlarına maruz kalmışlardır. Bu oyunlar önce müşrikler tarafından başlatılmış. Bu oyunlar peygamber hayattayken vahiy sayesinde atlatılmıştır.
Efendimiz(as)’ ın hayatında Medine’deki Yahudler Müslümanlarla yapılan anlaşmalara ihanet etmiş, Kureyşli’lerle ortak provaksiyonlara girişmişlerdir.
BÜYÜ SAVAŞ
At izi it izne karışmıştır. Kimin düşman olduğu belli değildir. Kurt dumanlı havayı sever. Tam da bu hava. Bulanık suda balık avlamak diye buna denir. Bir yanda dış düşmanlar alabildiğine saldırı içinde, diğer yanda iç düşman aynı şiddetle gizli açık saldırısını sürdürüyor.
Kur savaşları üzerinden sürdürülen bu savaş bu iki düşmanın işbirliğinde yapılıyor. Önce dışta ve içte felaket tellalları işe başlıyor, sonra dolar üzerinden spekülatif saldırı başlıyor. Tek hedefleri var; milli icraatlar yapan bir lideri devirmek. Aynısı daha fazlasıyla Venezüella’da yapılıyor. Rusya’da denendi, halkın tepkisiyle savuşturuldu.
Uluslararası sermaye kendisine boyun eğmeyen liderleri bu tür ayak oyunlarıyla yerinden etmeyi amaçlıyor. Dünya servetinin yüzde doksan dokuzuna hükmediyorlar yüzde bir olan sayılarıyla. Yüzde doksan dokuza Yüzde birini bile çok görüyorlar. Kan içiyorlar doymuyorlar, yakıp yıkıyorlar tatmin olmuyorlar. Bunlar çağdaş firavunlardır. Bunlar Yeni Roma’nın zalim Sezarları, Neronlarıdır. Bunlar zevk için dünyayı yakabilirler.
En kötüsü bunların içteki işbirlikçileridir. Aşağılık ruhlu bu satılık adamlar bir hiç uğruna kendi ülkelerini batırmak isteyenlerle işbirliği yaparlar. Bunlar satılmış köpeklerdir, sahiplerinin uzattığı bir parça kemiğe tamah ederler, ülkelerini satarlar. Dövizden üç kuruş kazanacağım diye, ya da yönetime şöyle veya böyle düşmanlığından dolayı her türlü ihaneti yapmaya hazırdırlar.
BÜYÜLÜ AŞK
-Mutsuzluk olmasaydı
Yeniden geçip giden
Bir aşk rüzgârı gibi
Geçip gitti geçip gitti-
CAMİ GÖREVLİLERİ GÖREV VE SORUMLULUKLARI
Dün millet kıraathanesindeydim. Kitap okumaya. Çabalıyordum diyorum mekân hiç de okumaya elverişli değildi. Çabalıyordum; çünkü atari oynayan çocukların gürültüsü, satranç oynayanların sesleri. Bir de benim gibi okumaya gelmiş emeklinin diyalog çabası beni okumaktan alıkoyuyordu.
Emekli beyefendi sözü cami görevlilerinin yüksek maaş almasına getirdi. Asgari ücretli maaşıyla kıyaslaması hoşuma gitmedi ama ona bir şeyler anlatmak istedimse de onun amacı yalnızlığını gidermek olduğu için bu mümkün olmadı, o konuyu başka noktalara getirdi. Diyaloğu benim yönlendirmemi engelledi. Ben de bir TV programında gördüğüm örnek din görevlisinin yaptıklarından ilham alarak bu yazıyı yazmaya karar verdim. Aslında bu konu dünden beri kafamı meşgul ediyordu.
CAMİ MERKEZLİ EĞİTİM
Peygamber efendimiz sav. nin mescidinde ondan başka Sahabi’lerin de eğitim verdiği biliniyor. Ubade b. Sabit, Ebu Ubeyde b. Cerrah, Ebban b. Said ve Musab B. Umeyr Kuran-ı Kerim öğretiyor, Said B. As ise hat talim ediyordu. Esir Kureyşlilerin okuma yazma öğretimi karşılığında serbest kaldıkları malum.
KÜRDİSTAN
Bu tabir fincancı katırlarını ürkütüyor bu günlerde. Osmanlı Devletini bölen emperyalist güçler koca bir devletten bir sürü küçük devletçikler doğurmuştu. Irkçılık düşünce akımlarını ülkenin dört bir yanına yayarak ayrılık arzularını uyandırmış, çeşitli örgütler kurdurarak onları desteklemiş ve bağımsızlıkla sonuçlanan bir dizi aksiyonlara yol açmıştı.
Türk unsurun hakim olduğu coğrafyaya Türkiye adını vermiş, Arap Milletini küçük küçük parçalara ayırarak petrol pastasını lokmalara ayırarak paylaşmışlardır. Kürt unsuru ise dört parçaya bölerek dört ayrı ülkenin hegemonyasına terk etmişlerdi. Kürt unsuru yüzyıla yakındır asimilasyon hareketlerine tabi tutulmuş, bazen de katliamlara maruz bırakılmışlardır.
Şimdi de aynı unsur çeşitli haklar talep ediyor yüzyıllık macerasını zaferle taçlandırmak istiyor. Suriye’de Arap baharından istifade ide kuzeyde fiili bir durum yaratıyor, ırak federal devletinde Kürdistan eyaletini kuruyor, Türkiye’nin güneydoğusunda PKK terör örgütü vasıtasıyla bir takım haklar elde etmeye çabalıyor. Nihai hedeflerinde elbette bağımsızlık var. Ancak şimdilik bu konuda aceleleri yok. Erken doğum istemiyorlar. Molla Mustafa Barzani’nin başına gelenlerden büyük ders almışlar.
Geleceğe odaklanıyorlar, zamanın onlara yeni fırsatlar vermesini bekliyorlar. Şartların olgunlaşmasını istiyorlar. Öcalan bir terör örgütü yöneticisi olarak bağımsızlığa karşı olduğunu açıklıyor. Önce özerklik sonraki adımda Türk-Kürt federasyonu. Öncelikle doğunun imarı ve yıllarca ihmal edilen bölgenin kayırılması. Bütçeden daha fazla pay istiyorlardı.
İNTERNETİN ÖNLENEMEYEN YÜKSELİŞİ
İNTERNETİN ÖNLENEMEYEN YÜKSELİŞİ
Bir yazıyı ikinci defa yazmak bana zor geliyor amma yazmam gerek. Her ne kadar birisini bu aptal alet yuttuysa ve ben onu tüm çabalarıma rağmen kurtaramadıysam da umudumu kaybetmiş değilim. Ah bu teknoloji yedin yuttun bizi. Günlerimizi, haftalarımızı, aylarımızı, yıllarımızı, ömürlerimizi yiyen bu internet ve kompüter belası gençliğimiz hatta çocuklarımızı da yemeye, yutmaya başladı.
Beni bu yaşta bu denli etkilediyse varın siz anlayın artık. Şimdilik hayatımızı çok fazla işgal etmedi ama yarın her tarafımızı ele geçirmeyeceğini kim garanti eder. Ellerimizde tabletler her yere onunla gitmeyeceğimizi kim garanti edebilir.
SULTAN’IN SON ŞEHZADESİ
Bu tabir bir yabancı medya organı tarafından Özal için sarf edilmişti. Şimdi ben bu tabirin en çok Recep Tayyib Erdoğan’a yakıştığını düşünüyorum.
Her sözü fırtınalar koparıyor Şehzade’nin. Çünkü O bu ülkenin yüzyıllardır bastırılmış vicdanıdır. Çünkü o yıllardır süren korkunç zulme başkaldırıdır. Bu başkaldırıda yalnız değildir O. Bu davranış tarzında onunla aynı duyguları paylaşan sessiz yığınlar var. O şimdi sessiz yığınların sesidir.
Onun için bu kadar cesur, bu kadar yüreklidir. Onun için bu denli gözünü kırpmadan yılanların, çıyanların işgal ettiği meydana atılmaktadır. O sessiz yığınların sesini yüreğinde duymaktadır. Yüreğinin en derin yerinde bir ses ona yürü korkma meydan senin diye seslenmektedir.




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim