21*09*13 (Cumartesi)
Dün akraba ziyareti vardı. Toplantı demek lazım buna. Akraba toplantısı. Bunu birkaç yıldır yapıyoruz. Kardeşler toplanıyor. Bunu ben teklif ettim. Sevabının benim haneme yazılmasını umuyorum. Birkaç kez vazgeçmek, sona erdirmek isteyen oldu. Mani olduk. Daha sonra onlar da böyle bir niyetleri olduğunu ve bunu açıkça deklare ettiklerini unuttular.
Yıllar önce amcalarımız yapıyordu bunu. Sanırım abimin fikriydi bu. Abim cemiyetçi bir adam. Çok ilginç bir tip. Ömrünü sosyal hayata adamış. Evden çıktığında bir daha geri dönemiyor. O dernek senin bu cemiyet benim, o etkinlik senin bu etkinlik benim. Neyse konumuz o değil. Onu müstakil bir yazıda anlatmayı düşünüyorum. Hatta bu bir hikâye olacak kafamda kurguladım yazmaya da başladım. Annem dedem babam amcalarım dayılarım teyzelerim halalarım. Kısaca ailemin hikâyelerinden oluşacak bir roman. Eninde sonunda bunu başaracağım. Allah izin ederse diyorum. Ama kararlıyım.
Günlüklerim, şiirlerim, aktüalite yazılarım ve en son hikâyelerim. Buna kitap tanıtımı yazar tanıtımı ve eleştirilerimi de ekleyebilirim. Çocuk masalları bir zamanlar denediğim türdü. Bakalım bir daha ona dönebilir miyim? Zor. Şimdi elimde bir Tarihi destan var. Onu tamamlarsam başka projelere geçebilirim.
Yüzyılın Yanılgısı ve Beyaz Türkler
Bu ülkede yüzyıl değil belki iki yüz yıldır bir yanılgıdır gidiyor. Bu tarihi yanılgı ilk defa karşı mahallenin en önemli aktörlerinden biri olan Bülent Ecevit tarafından itiraf edilmişti.
Ancak bu tarihi yanılgıyı o gün itiraf eden aynı lider konjüktör değişince aynı yanılgıyı şiddetle savunmuştu. Evet, O da bir Beyaz Türk’tü. Ve işine geldiğinde tavır değiştirmekte tereddüt etmemişti.
Doğu İslam aleminin lideri iken Batı’nın peyki haline gelen Osmanlı her yönden kuşatılmış, emperyalizmin emrindeki oryantalizmin oyunlarıyla darmadağın hale getirilmişti.
Ayrıca içten ve dıştan kuşatılmış, halk bin bir türlü entrikalarla aptallaştırılmış, hatta köleleştirilmiş, her yönden zincire vurulmuştu.
ESAD, İSRAİL VE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER
Dünyanın gözünün içine baka baka bir komedya oynayan dünya çapında bir teşkilat var. Bunun adı; adıyla, şanıyla Birleşmiş Milletler. Bu komedyanın iki yüzü var. Biri görünen yüz, diğeri ise gerçek yüzü. BM’nin gerçek yüzü onun gerçek kuruluş amacını da deşifre etmektedir.
Bu dünya çapındaki entrikacı kuruluş batı dünyasının gerçek yüzünü de ortaya koymaktadır. Dünyayı sürekli yalan dolanlarla aldatmakta Batı. Bu aldatış öyle sistemlidir ki dünyanın bunu algılaması ve bu yalan ve aldatma sarmalından kurtulması pek kolay değildir.
Batının yalan dolan üzerine kurduğu sistem öyle planlı ve girifttir ki dünyanın ezilen halkları bunu asla fark edememekte, fark edemediği için de bundan kurtulamamakta, gelecekte kurtuluş ümidi de ufuklarda görünmemektedir.
Bu yalan ve aldatış düzenini öyle kurumlarla desteklemiş, öyle kurumsallaştırmıştır ki dünyanın önünde bu kurumlarla çıkmakta, güya adaleti, eşitliği, hakkı korumaya adanmış, savaşları önlemek, katliamlara mani olmak, jenosidi ortadan kaldırmak amacıyla kurulmuş olduğu iddia edilen bu kurumların bizzat bu olayların müsebbibi, baş aktörü olduğunu görürüsünüz.
15 TEMMUZ ŞEHİTLER DESTANI
4
Meydanlar doluyor meydanlar taşıyor
YAKUP VE OĞULLARI MISIR’DA
Baba Yakup ve oğulları vardı Mısır’a
Yusuf görkemli bir karşılama yaptı onlara
Binlerce asker yayan ve bir sürü atlıyla
HİÇ ÖLMEYECEĞİZ BİZ
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz bu dünyada. Hiç bir zaman ölmeyi düşünmüyoruz, aklımızdan bile geçirmiyoruz. Ebedi yaşayacakmış gibi hareket ediyoruz. Hep dünya için yaşıyor, dünya için çalışıyor, dünya için ebedi yaşayacakmış gibi mal mülk biriktiriyoruz.
Bu dünyadan başka dünya yokmuş gibi davranıyoruz. Demirdenmişiz, hiç hastalanmayacakmışız, hep sağlıklı olarak kalacakmışız gibi yaşıyoruz. Argo tabirle dünyaya kazık çakacakmışız gibi yaşamımızı sürdürmekte ısrarcıyız. Ahiret yokmuş, gibi, hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz. Bize göre hep başkaları ölecek.
Sabah oluyor akşam olsun diye uğraşıyoruz. Akşam oluyor sabah olsun diye bekliyoruz. Günler geçiyor öbür güne endeksleniyoruz. Haftalar geçiyor öbür haftaları kolluyoruz. Haftalar haftaları kolluyor, ayları bekliyoruz. Hep memur ve işçi olarak aybaşlarını hayal ediyoruz. Aybaşları geliyor değişen bir şey olmuyor. Öbür aybaşlarını gözlüyoruz. Dahası ayın sonunu elimize geçen paralarla geçirmeye çalışıyoruz. Esnafsak çeklerle ömrümüz geçiyor birini ödüyor öbürüne koşturuyoruz. Hiç bitmiyor bu kavga.
Bir kaosa sürüklenmiş gibi yaşıyoruz. Yaşadıkça kargaşa daha derinleşiyor. Bir bakmışız ki yaşlanmışız. Çocuklar büyümüş, kiminin evlilik zamanı gelmiş, kiminin üniversite sınavı. Oysa daha dün biz üniversite sınavına girmiştik. Oysa biz daha dün gibi yeni evlenmiştik. Çocuklarımız olmuştu, onları büyütmüştük. Okula yazdırmış, okulları bitirmesini beklemiştik. Hatta ondanda öncesi akşam olup eve gelmelerini gözlemiştik. Biraz gecikince korkuya kapılmış, onları bin bir telaş ve korku içinde aramaya başlamıştık.
İFRATLA TEFRİT ARASINDA KUR’AN’LA İLİŞKİMİZ
Kur’an’la ilişkimizde hep iki uç arasında dolaşıyoruz. Bu iki uç ya ifrat oluyor ya tefrit. Müslüman olarak Kur’an’la doğru bir iletişim kurmakta başarılı olamıyoruz. İslam alemi Kuran’a yabancı. Yıllarca ülkemizde okunması yasaktı bu kitabın. Gizli ve kaçak bir şekilde öğrenilebildi.
Annem bir hoca kızı olmasına rağmen koca evine gelene dek öğrenememişti kutsal kitabımızı okumayı. O da bir hoca olan kayınpederi öğretebildi ona. Ama hiçbir zaman anlamını merak etmedi. Hoş merak etseydi ne fark ederdi. Buna ne imkan ve ne zamanı vardı. Babam müezzin olmasına rağmen anlamından bihaberdi. Dedem anlamını vermekten korkardı. Aslında bilgisi vardı. Bu yüzden o da anlamından uzak kaldı.
Biz çocukken yalnızca vaazlarda birkaç ayetin anlamından haberdar olurduk. Gündüz kurslarında yüzlerce öğrenci arasında yaz tatillerinde okumasını öğrenebildik yalnız. O da her yıl elif bayı bitirir Kur’an’a geçmeden – biz böyle ifade ederdik- tatil biterdi, biz yine Kur’an okumasını öğrenemeden kursa veda ederdik.
Bir yıl boyunca onu unutulmaya terk eder yılsonu tekrar Elif-Ba’larımızı koltuğumuz altına alarak Kur’an Kursu’nun yolunu tutardık. Birkaç sure ezberler, namaz kılmasını öğrenir, bol bol oyun oynardık.
YAHUDİNİN SONU
Siyonizm gide gide kanlı bir katliam felsefesine ulaştı. Bu yönüyle Yahudilik ve ona yurt aramak gibi masum bir düşünceyle yola çıkan Siyonizm’in veçhesi değişti. Artık o bir zulüm aracına dönüşmüş durumda. Hiçbir şekilde masum ve savunulur bir tarafı kalmamış durumdadır.
Yahudilerin Arz-ı Mevut hayaliyle Nil’den Fırat’a yurt edinme çabaları ve bu yolda yaptıkları bin bir zulüm, şiddet ve terör onların sonunu getirecek en büyük amil olacaktır. Dün Hitler zulmünü acı bir şekilde tatmış olan millet bu gün ondan daha şiddetlisini dünyaya ve özellikle Filistinlilere uygulamakta. Mazlum zalim rolünü benimsemekte, kendisine yapılanların intikamını başkalarından çıkarmaktadır.
Mazlumların ahı yerde kalmaz, kalmayacaktır. Allah ile mazlumlar arasında perde yoktur. Elverir ki zulüm haddini aşsın. Bu gün bu sınır aşılmıştır.
Ancak bu olup bitenler Müslümanlar için bir uyarı niteliğindedir. İsrail’in Gazze’ye attığı her bomba Müslümanların üzerine düşmekte ve onların kendilerini sorgulamasına yol açmaktadır. Bu gün İslam Alemi derin bir uykudadır. Ehl-i küfrün Müslüman katliamı yapması onları derin uykularında sarsmaktadır, ama nedense bir türlü uyandıramamaktadır. Bu ne derin bir uykudur ki binlerce, milyonlarca Müslüman savunmasız kadın ve masum çocuk yaralanmakta, öldürülmekte, işkence altında yaşatılmaktadır. Doğu Türkistan’da, Myanmar’da, Mısır’da, Filistin’de, Irak’ta, Suriye’de Çeçenistan’da milyonlarca Müslümanlara zulüm yapılmaktadır.




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim