Ah be Gürkan kardeşim...
Yine mi düştük bu dipsiz kuyunun kör karanlığına?
Yine mi sırtımızda o ağır küfe, cebimizde biriken o kırık hayaller?
Bak, şehrin ışıkları tek tek sönüyor,
Sadece bizim içimizdeki o bitmek bilmeyen yangın sönmüyor.
Hani derdin ya, "Yollar bizi yorar ama menzil başkadır."
Kırgınlığımı cebimde taşıdım yıllarca,
Susarak öğrendim kalbimin dilini.
Her adımda senden biraz daha eksildim,
Ama kendimden hiç vazgeçmedim.
Geceye yasladım yorgun cümlelerimi,
Kim bilir, kaç yüreğin karakolunda,
Robot resmin var?
Aranılan...
Vurdu kaçtı diye...
Gözlerin, en büyük delilin senin,
Çocukluğumun
saçlarını okşadım bu sabah,
Fesleğen kokusu sardı etrafı..
Ne dert,
Ne tasa,
Bir gece yarısı bölünüp uykun
Pencereden dalarsan gökyüzündeki yıldızlara
Gümüş bir sessizlik dökülür odana,
Eski bir şarkı fısıldar rüzgârın dudaklarına.
Anlarsın ki o an, dünya ne kadar uzak,
Bir gece yarısı bölünüp uykun
Pencereden dalarsan gökyüzündeki yıldızlara
Gümüş bir sessizlik dökülür odana,
Eski bir şarkı fısıldar rüzgârın dudaklarına.
Anlarsın ki o an, dünya ne kadar uzak,
Gidenin ardından su dökmedim hiç,
Gölgesi silinir, adı unutulur.
Lakin içimde dinmeyen o hıçkırık;
Verdiğim yılların yorgunluğudur.
Onlar emanetti, biliyordum elbet,
En son dün gece gördüm seni
içindeydin mısrasında bir şiirin
o an etrafımızı saran
sevda değil aşk değil
karanlığın içinden yayılan
uzunca bir sessizlikti...
Hep başkalarıydı hayatın öznesi,
Sen hep bir kenarda, bir gölge gibi.
Cömertçe harcadın o gür sesini,
Tükettin içindeki o sönmez feri.
Verdiğin emekler, birer birer uçtu,
Toprak dediğin,
ana kucağıymış meğer
Ne bir eksik, ne bir fazla
Bıraktık heybede ne varsa;
Kibir bitti, hırs dindi, sustu keder...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!