Kızıl kıyamet sanki sinemdeki karmaşa
Dudağımda sükûtun lavlı volkanları var
Toz duman arasında kim gönüllü savaşa
Her hücremin elinde geçmişim var yadigâr
Tarifsiz sancıları kim bağladı maaşa
Kızıl kıyamet sanki sinemdeki karmaşa
Yeni moda geldi açıldı kapı
Ramazan çeşnisi zevâtlar geldi
Dindar görünenin eyyâmcı tipi
Zikri para olan sakatlar geldi
Vaazda borsa var artıran gâni
İki oda bir salon dünya denen mezellet
Herkese sahip olur herkes onun sahibi
İnsan ki iki nefes biraz kemik biraz et
Ölümlüyken ölüme meydan okuyan sâbi
Ne varsa O’na teslim teslimsiz teslimiyet
Bu kahır mektubunu, yazıyorum son defa,
Saat gecenin üçü; encâmında intizâr.
Katran karası yaram, kabul etmiyor şifa,
Bir ben varım gecede, bir de çileden duvar…
Avucumda erirken, öksüz bakışlı vefa,
Bu kahır mektubunu, yazıyorum son defa.
Sokaklar; dizilmiş teşbih tanesi
Sabır taşlarının nefesi gibi
Yaralı kuşların camsız hanesi
Rüzgârı, ağlayan su sesi gibi
Sokaklar; bir adım bin yılık yokuş
Yüreğim yaz dedi elimde kalem
Yılları unuttum ihsâna yazdım
Tescilli dost idi firkât ve elem
Elif’in gözünde cihâna yazdım
Gâhî örümceğin sanatındaydım
Sen gittin gideli nefesim yara
İçimde bir şeyler eriyor Anne
Kara gözlerimden çekildi kara
Ben ben değil ötesiyem
Gâm-u keder ne bilmezem
Su üstünde yatasıyam
Alem ne der ben bilmezem
Geçtim dergâh kenarından
Sol yanımda bir sızı önümde kırık masa
Pencerenin önünde sokağa bakıyorum
Cam hafifçe aralı rüzgâr sesinde tasa
Sandalyemde küçülmüş meçhule akıyorum
Çividen beter hava bulutlar sanki beşik
"Ervâh-ı Ezelde Levh-i Kalemde"
Menzilin sonunu kar’a yazdılar
Bir başıma kaldım sanki âlemde
Gayrı senin yerin bura yazdılar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!