Anlat bana uzun uzun, hazan bakışlım…
Serçe yüreklim,
yaban çiçeğim…
Hamiline düşen,
ruhunun olur olmaz vakitlerde
bir mülteci gibi kaçıp gittiği
Aşkı eskiciye satılmış,
Ruhsuz bir faniyim ben…
Bir zamanlar aşkın en temiz yüzünü öperken,
Şimdi solmuş duyguların mezarlığında
Kendi yansımama bile yabancı bir gölgeyim.
Beni al…
Bir gece vakti,
yollar ıssızken, gökyüzü bile sessizliğini yere sererken,
şehir uyurken ve kalbimin uykusuzluğu tüm benliğime çökmüşken
götür beni…
Seninle tanıştığımız o yere…
Senin elinde incir, üzüm —
benim dilimde vuslatın tadı.
Göğsün, cennetimin bağıydı;
yaslandığım her yerde huzur bulur,
dünyayı unuturdu kalbim.
Ben sana sevdalıydım…
Gözden akan her damla yaş,
Arşa bir ağıt değil mi ey Cân…
Her biri, kalpten kopan bir sır gibi
Yükselir göğe — sessiz, kimsesiz, kırık…
Dünyanın sığacağı bir gönlüm vardı.
İçine seni koydum.
Dar geldi cihan,
dar geldi kaburgalarım,
dar geldi göğsümde musallâsı kurulan bu şehir..
Bir fecr vakti açsan balkonun kapısını,
çağırsan beni yüreğinle…
Gelsemmm…
Sabahın en savunmasız anında,
adını dudaklarımda taşıya taşıya gelsem sana.
Bir çığlık olsam suskunluğunda,
Sana bir memleket kadar hasretim,
Ama sen yine de özlemedim farz et.
Ben yine her sabah kahve içiyorum; aç karnına,
Biri sade, biri orta…
Ama sen içmiyorum farz et...
Ört üstümü gece!
Yine zifiri bir gecenin
içinden geçiyorum.
Yine tenha ummanda
bir yalnızlık yüreğimde,
ağlamayı anımsatan bir buruk gülümseme
Mahşere Sakladığım Günaydın
Günaydın sabah’ımın güneşi…
Günaydın çayımın sıcaklığı…
Günaydın kahve kokum, sigaramın dumanına karışan hayallerim…
Günaydınlar içimde ağır ağır büyüyen hasrete…
Günaydınlar adını anarken titreyen dudaklarıma…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!