Acım hâlâ tazeydi,
Rüyâ değildi gerçekti,
Rüzgâr sesi keskinleşti,
Haykırdım anlamsız sözleri..
Duygusuz timsahlar,
Zalimlik vicdanlarımıza ağırlık yaptı,
Sular yoktu artık çağıldayan öfkeyle,
Zihnimde özlemler oynaştı,
Gözlerimi kapatıp dişlerimi sıktım..
Sürekli bir gizlilik perdesi,
Bir savaşta kâfirin birine,
Tam kılıcını saplamak üzere,
Veli olana tükürdü Ali'nin yüzüne,
Tükürdü secde ettiği yüze..
O Ali hemen kılıcını attı,
"Sert bir kılıç çekilme ve ardından yankılanan Zülfikar"
Kâbe'nin bağrında doğan bir güneş,
Cesaret burcunda bulunmaz bir eş.
"Lâ fetâ illâ Ali" dendi göklerde,
Zülfikar parlar her bir seferde.
"İffet kalesi, sabır deryası, Resulullah'ın göz bebeği...
Yeryüzünün en şerefli hanımı, cennet hanımlarının seyyidesi Fatı-ma, işte kalemimi yine en derin hüzne batırdım dinle"
"Odaya girince güneş açardı Medine’de...
Peygamber Efendimiz ayağa kalkar, 'Parçam geldi' derdi.
Alnından öper, onu kendi yerine oturturdu.
"Tek başına bin orduya bedel, küfrün korkulu rüyası...
İslam'ın Sarsılmaz Kılıcı, Hazreti Ka'ka"
"Ebubekir dedi ki: 'Onun bulunduğu ordu asla yenilmez!'
Kadisiye'de fırtına gibi esti, fillerin hortumunu kesti.
Düşman baktı ki bu yiğit durdurulamaz, bu nûr söndürülemez...
"Gürleyen bir gök gürültüsü ardından gelen sert kılıç sesleri"
Mekke sokaklarında yankılanır adımı,
Adalet burcunun en sert adımı.
Hattab’ın oğlu, celâdet deryası,
Kırıldı elinde küfrün aynası.
İffet ve haya timsali, o ulu rehber,
Edep denizinde bir inci, bir derya bu ser.
Ümmü Gülsüm ve Rukiyye’nin kutlu yâri,
"Zinnureyn" lakabıyla müjdelendi her bir vârı.
Malını mülkünü Allah yolunda harcayan,
Tebük’te orduya can, susuzlara su olan.
Aşk sınandıkça değerlenir,
Aşk uzaklığın simgesi kederli..
Uzak kaldıkça büyürdü aşk,
Hasret dimağında cilvesi..
zorunluluk bizi emirlerin kölesi yaptı,
görmedik mi bizi zaaflarımız ile kandıranı,
elbet görürüz,zalimin kör nefesini,
elbet tadarız,zalimin güler yüzlü mimiklerini..
evet,hiç rast geldin mi yoksul zengine,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!