125- BEN VE KEDİM
Bugün geç uyudum, erken uyandım,
Kedimin ince sesi çekip aldı beni uykunun kıyısından.
Ev, sabahın solgun ışığında bir deniz kabuğu gibiydi,
İçi sessizlikle dolu, yankısı yalnızlık.
İlk kez duydum sessizliğin çığlıklarını.
Duvarlardan değil, içimden yükseliyordu o ses.
Bir an durup yalnızlığıma baktım,
Eski bir fotoğraf gibi elimde kaldı.
Daha ilk günden özlem düştü içime;
Uzaktaki sevdiklerimin gölgesi dolaştı odalarda.
Kedimin mamasını koydum önüne,
Suyunu değiştirdim usulca.
Kumunu temizledim her zamanki gibi;
Hayatın küçük tekrarları,
İnsanın dağılmasını önleyen ince düğümler sanki.
Sonra kendime iki yumurta haşladım.
Bir parça ekmek, bir bardak su.
Sessizliğin sofrasına oturdum.
Karşımda kimse yoktu,
Yalnızca sandalyesine hasret oturmuş bir boşluk.
Tozu aldım evden,
Ama yatağı toplamadım.
Akşam yine dönerim diye düşündüm ona,
İnsan bazen en çok kendi dönüşüne hazırlanıyor.
Bir film açtım, sonra bir tane daha,
Ardından bir tane daha...
Perdede görüntüler akıp giderken
Zaman da usul usul eridi avuçlarımın arasında.
Ne izlediğimi unuttum,
Ama sessizliği izlediğimi biliyorum.
Gün boyu evin içinde
Güneş yer değiştirdi duvarlarda,
Gölgeler uzadı, kısaldı.
Ben vardım,
Bir de kedim.
Yaz tatiline gitmiş ailesinin ardından
Evde kalan çalışan bir adam gibi değil de,
Sanki limanda unutulmuş bir tekne gibiydim,
Halatları bağlı, yelkenleri suskun.
Akşam yaklaşırken anladım,
Kalabalıkların yokluğu değil insanı yaralayan,
Sesini özlediği insanların eksikliğidir.
Bir ev bazen ne kadar büyükse,
Özlem de o kadar derinleşiyor içinde.
Bugün ben vardım.
Bir de kedim.
Ve odaların arasında dolaşan,
Adı konulmamış uzun bir hasret.
03.07.2026
Ali Fırat DicleKayıt Tarihi : 3.07.2026 16:44:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!