Zeynebp Özge Şiirleri - Şair Zeynebp Özge

Zeynebp Özge

"bakışlarımız"
habercisiydi bu seferin
kirpiklerimizle kuşatmıştık Babil’i

"gözlerimiz"
uçsuz bucaksız berri umman

Devamını Oku
Zeynebp Özge

-hatırladın mı?
kadim bir şehrin sokaklarında
birbirimize, koşan çocuklardık-

yağmurlar göğü yıkamadan önceydi
kendi rengimize boyamıştık kaldırımları

Devamını Oku
Zeynebp Özge

adende iki insan
ikisinin de kalbi nurdan
çiçeklere basmadan
başaklaları okşayarak
gezerlerdi cennet bahçesinde

Devamını Oku
Zeynebp Özge

-​gözlerin evim-
nereye gitsem
bir güvercin bakışı, duruyor yanı başımda
bir papatyanın boyun eğişi gibi
"Zarifoğlu'nun" inceliği var sende

Devamını Oku
Zeynebp Özge

bak görünür oldu kanatlarım
dünya vatandaşlığına geçince
yeraltı haritasından izini sürüp
parnassos dağına ulaştım
dün gece

Devamını Oku
Zeynebp Özge

Beklemek... Her gece güneşin doğuşunu, her günün sonunda yıldızların belirmesini beklemek. Zemherinin ayazında yazı sayıklamak, yazın o kavurucu sıcağında bir damla yağmura aşermek... Beklemek, vuslata ermeyince omuzlara binen ne ağır bir yüktür! Verimsiz toprağa ekilen tohumların filizlenip boy vermesini beklemek gibi; o çorak araziyi ellerinle kazmak ve her sabah göğsüne vuran o "rençber ağrıyla" uyanmak, bereket yerine avuçlarınla gözyaşlarını toplamak...
​Beklemek belirsizlikle eş değerdir; tıpkı mevsimlere küsen bir ağaç gibi köklerin yabancı bir toprağa mahkûm, dalların ise rüzgâra kırgındır. Her bekleyiş, bir sonbahar rüzgârı gibi ölüm serperken yapraklarına; onca bekleyişin sonunda, bahara eremeden tüm varlığını dökmektir. Beklemek bazen olgunlaşmanın ön koşulu olsa da meyve vaktinde koparılmadığında dalında nasıl çürürse, insan da öyledir. Sabrın eşiğine gelindiğinde ruh ağırlaşırsa ve tahammülün o son kertesinde beden içten içe çürümeye başlar.
​Sessizliği dinleyip görünmeyeni sezgilerle öngörmeye çalışırken, ne beklediğini bilmediğin o tekinsiz anlarda dön ve bak arkana: Geride bıraktığın sensin.
​Gördüğün yürüdüğün tüm yollar sana çıkmış; geleceğin sokağı da sensin, sona eren günün şafağı da sen. Damarlarında taşıdığın kan, göğsünde atan can da sensin. Senin ruhunun ayak izleri bu geride bıraktıkların. İlmek ilmek işlediğin motifler arasında simetriyi bozan o nakışı fark ettin mi? Bırak öyle kalsın, düzeltmeye çalışma. Belli ki "gömleğinin düğmelerini en başından yanlış iliklemişsin."
​Yırt artık sana dar gelen o sınırları! Geçmişi sorgulamak; buzdan parmaklarla kor ağacından ömür devşirmeye benzer. Geçmiş hiç sönmeyecek bir yangın, gelecek ise derinliği bilinmez bir buz dağıdır. Belki de kül olmak en cesur yaşam biçimidir; ancak geçmişe müdahale edilemez, o çoktan yaşanmıştır. Gelecek kontrol edilemez; yaşanacak olan illaki yaşanacaktır. Bilinmezliğin o soğuk ürpertisine bırak kendini; bazen bilmemek, bilmekten daha şifalıdır. Karışmalı insan; bir uzayıp bir kısalan gölgelerle zamanın akışına, rüzgârın serinliğine, denizin tuzuna ve dalgaların uğultusuna... Bazen de göçmen kuşların kanat sesine; mevsimlerin bile kendi döngüsünden caydığını gördüğün hâlde şu tabiatın aldanışına karışmalı.
​Aklın başındayken sevilip sevmediysen, aklın seni terk etmeden önce yaşamadıysan, şimdi bu "deli akılla" beklemek nafile. Pişmanlıkların paslı ray gıcırtısı gibi zihnine doluşurken bil ki, beklediğin o yolcu hiçbir zaman gelmeyecek. Gelecek olan bekletmez; konuşmak isteyen, kendisine yöneltilen soruları suskunlukla geçiştirmez.

Devamını Oku