İstanbul Adına
Severim sevmesini,
Bu şehre ektim kırgınlıklarımı, kayıplarımı..
Bir bavula toplayıp acılarımı,
Terk etmesini bilmedim şehrimi..
Öncesinde üç beş kuşun kanat çırpıntısı yankılandı gönül dağlarında,
Biz bunu bahar habercisi sanırdık;
Meğersem yanıyormuş tüm emeklerimiz,
Ziyan oluyormuş sevgilerimiz..
Kimi Allah’tan çok sevsem,
O, hemen alıyor sevileni benden.
Hayatın siyah beyaz gerçekliği,
Bugün güldürenin yarın öldüren oluşuyla ayan..
Herkese kızıyorum aslında..
Ama kimin umurunda?..
Kimsenin acısından kaçmadım.
Bir olunca, güçlü olurdu ya insan..
Herkesi güçlü kıldım, ama güçsüz bırakıldım.
Beni anlaman için dünyadaki bütün dilleri ezberlemişim de,
Bir tek senin dilini öğrenememişim gibi..
Şimdi anla beni, ben anlatırken seni.
Kim olsa kopar gider bilirdim,
Özlem denen hüzne yenildim..
Kahroldukça kahrolan kalbim,
Dinmek midir, sızmak mıdır senin derdin?
Kuşlar Can Verirken
Şimdi benim göğümde kuşlar can vermekte;
O canı verene bir bir gitmekte..
Pişmanlıkları çekip gamdan geçen sineye,
Bir serçenin gözyaşında düşmekte..
Günleri karartıp gündüzleri bir türlü ayılamayışımın sancısını bana yükleyenlere siper oluşum.
Beter olmuşum.
‘Oh’ olsun bana.
Donuk bir saatin yelkovanına dahi yetişemeyişim, acaba ben dünyaya çok mu erken gelmişim?
Nefesin de, hevesin de kursağında kalır,
İstanbul en başta Boğazlarından daralır..
O'nun gittiği adımların ardından yer yarılır,
Ardında buğulu gözler, sineye gam çeken kalır..
Geçen günlerin geçmek bilmeyen izlerini taşıyor gibiydi, göz bebeklerine yansıyan hisleri.
Buna “hayat” diyordu bir amca.
Onun da cenazesi birkaç ay öncesindeydi.
Anlıyor gibiydim,
hislerinden yorgun olamazdı dizleri.
Ve sabahları kesilince selâm sesleri,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!