21-DİYARBAKIR
Bu şehir, göğün yere değdiği kadim bir eşik.
Surlarında zamanın yorgunluğu, rüzgârında acının dili var.
Her taşı küllerden doğmuş bir hatıra,
her gölgesi yarım kalmış bir vedanın sessizliği.
Ve o surlar…
Göğe değil, zamana karşı dimdik duran bir destan. Her taşı, bir çağın küllerinden doğmuş bir kelime,
Her burcu, zamanla savaşmış bir nöbetçi gibi dimdik.
Rüzgâr bile burada başka eser; sanki her esişinde
Bir kayıp ismin harflerini sürükler sokaklara.
Kapılar gıcırdarken sadece ahşap değil,
Geçmiş de inler içlerinde.
Bu şehirde gece karanlık değildir.
Gece, bin yıllık bir suskunluğun üstüne örtülmüş
İnce bir yas örtüsüdür.
Yıldızlar bile ağır parlar…
Her biri görmüş olduğu acının hesabını tutar.
Gözlerini kısmak zorunda kalır, Gökyüzü ağlarken.
Dicle…
Bir nehir değil yalnızca; içinden bin yılın sesi geçen
Yaralı bir hafıza gibidir.
Göğsü yarılmış toprağın içinden akan eski bir ilahi…
Suyuna eğilen her ışık başka bir zamana düşer,
Her damla unutulmuş bir yemini hatırlar.
Suyuna eğilen her yüz başka bir hikâyeye dönüşür.
Balıklar bile burada sessiz yüzmeyi öğrenmiştir.
Taş sokaklar…
Ayak izlerini unutmaz bu şehir.
Her adım bir öncekine yaslanır,
Her köşe başka bir yalnızlığın omzuna dokunur.
Sabahlar bile burada ağır uyanır.
Güneş, utancını saklayarak doğar.
Bir çocuğun gözlerinde, yarım kalmış bir oyun gibi titrer ışık.
Bu şehirde duvarlara yazılmış isimler silinmez…
Rüzgâr bile okumayı öğrenmiştir o isimleri.
Bir sokak lambası geceyi aydınlatmaz sadece,
Aynı zamanda unutulmak istenen yüzleri hatırlar.
Kuşlar bile göç ederken bir an durur burada.
Sanki yönlerini değil, kalplerini kontrol ederler.
Göç, bizde sadece uzaklaşmak değil,
İçinde kalan bir parçayı da götürmektir.
Ve kadınlar…
Beyaz tülbentleriyle sanki zamanın yarasını sarar.
Bir tülbent düşse yere, bütün bir sessizlik ağırlaşır.
Gözyaşı burada su değildir,
Toprağa karışıp kök olur bazen.
Bu şehrin geceleri,
Sokak sokak dolaşan bir ağıttır.
Yarım bir cümlenin devamıdır her pencereden sızan ışık.
Susarak büyüyen bir hikâye saklıdır her kapı ardında.
Bu şehirde çocuklar…
Onlar, şehrin unutmaya çalıştığı şeyleri hatırlar.
Geleceği bir taşın üstünde çizer gibi oynarlar.
Temiz hayaller asarlar, Kirlenmiş duvarlara.
Bu şehirde toprak bile unutmaz.
Bir tohum düştüğünde sadece bitki değil,
Bir hikâye de filizlenir.
Bir diriliş gibi gelir geç kalmış her bahar.
Bir gün zincirler suya dönüşecek,
Duvarlar rüzgârla konuşacak,
Taşlar ilk kez hafif hissedecek kendini.
Çünkü taş bile olsa, hafızası olan şey ölmez.
Bir gün yağmur tekrar göğe akarsa,
Bu artık acıdan değil… Özgürlükten olacaktır.
O gün surlar bile ilk kez gülümseyecek.
28.03.1993
Ali Fırat DicleKayıt Tarihi : 27.04.2026 17:06:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!