Bir adam vardı…
Kalbinin kapısını yıllar önce kapatmış.
Anahtarını da geçmişin içinde kaybetmişti.
Kimseye kızgın değildi.
Kimseyi suçlamıyordu.
Sadece yorulmuştu.
Çünkü bazı ayrılıklar insanın hayatından birini alıp götürmez sadece…
İnsanın sevme şeklini de değiştirir.
Bir zamanlar bütün kalbiyle inanan adam,
artık her güzel şeyin içinde bir veda arıyordu.
Birinin gülüşüne değil,
o gülüşün ne zaman biteceğine bakıyordu.
Birinin yaklaşmasına değil,
ne zaman uzaklaşacağına hazırlanıyordu.
Çünkü bazı insanlar sevmekten korkmaz…
Sevdiğin de kaybedeceklerinden korkar.
Ve o adam…
Yeniden birinin ellerine kalbini bırakmaya cesaret edemiyordu.
Bu yüzden uzak durdu.
Soğuk göründü.
Sessiz kaldı.
Cümlelerini kısa tuttu.
Oysa içinde fırtınalar kopuyordu.
Yaklaşmak istediği her an,
geçmişi kolundan tutup geri çekiyordu onu.
"Bir kez daha kırılırsan ne olacak?"
diyordu içindeki ses.
"Bir kez daha güvenirsen ve yine yalnız kalırsan?"
Adam bu yüzden kaçtı.
Kadından değil…
Kadının içinde uyandırdığı duygulardan kaçtı.
Çünkü uzun zaman sonra ilk kez bir insan,
onun sessizliğine dokunmuştu.
Sonra bir kadın vardı…
O da hayatın ağır yüklerini taşıyan.
Ama bunu kimseye göstermeyen.
Gözlerinde fırtınalar koparken,
dudaklarında sakin bir gülümseme taşıyan.
Herkes onu güçlü sandı.
Kimse geceleri yastığa başını koyduğunda,
içinde kaç defa kırıldığını bilmedi.
O da güvenmeyi unutmuştu.
O da bir daha eskisi gibi sevilmeye inanmayı bırakmıştı.
Ama hayat bazen en umutsuz anda,
iki yaralı insanı karşılaştırır.
Belki bir tesadüftü.
Belki kaderin sessiz bir dokunuşu.
İki yabancı…
İki ayrı hikâye…
İki farklı acı…
Ama aynı yorgunluk.
Adam kadını gördüğünde,
uzun zamandır unuttuğu bir şeyi hissetti.
Kalbi hâlâ yaşıyordu.
Ama bu onu mutlu etmedi.
Korkuttu.
Çünkü bazı insanlar için umut bile tehlikelidir.
Kadın ise hiçbir şey olmamış gibi gülümsedi.
Yaklaştı.
Konuştu.
Sordu.
Dinledi.
Çünkü o, adamın içinde büyüyen sessiz savaşı bilmiyordu.
Bilmiyordu ki;
Her "nasılsın?" sorusu adam için bir umut,
Her gülümsemesi günlerce saklanan bir mutluluktu.
Kadın sadece bir insan görüyordu.
Bir dost.
Güvenebileceği biri.
Adam ise hayatında yeniden açılmaya başlayan bir kapı görüyordu.
Ama o kapının ardında ne olduğunu bilmiyordu.
Belki huzur vardı.
Belki yine bir ayrılık.
İşte bu yüzden sustu.
Çünkü bazen insan,
birine yaklaşamadığı için değil,
çok yaklaştığında kaybetmekten korktuğu için uzak durur.
Kadın hiçbir şey anlamadı.
Çünkü yaralı insanlar bazen birbirlerinin yaralarını görmez.
Kendi acılarının içinde kaybolurlar.
Adam onun gözlerinde kendini gördü.
Kadın ise adamın sessizliğinde sadece bir mesafe gördü.
Oysa o mesafenin arkasında,
söylenmemiş binlerce cümle vardı.
"Sana değer veriyorum."
"Ama korkuyorum."
"Yanında olmak istiyorum."
"Ama bir gün gidersen ne yaparım bilmiyorum."
Adam sevginin başlangıcından değil,
sonundan korkuyordu.
Kadın ise sevginin kendisine değil,
yeniden incinmeye hazırlanıyordu.
İkisi de yaralıydı.
Ama yaralarını birbirlerine gösterecek kadar iyileşmemişlerdi.
Sonra zaman geçti.
Adam hâlâ biraz uzakta durdu.
Kadın hâlâ gülümsedi.
Hayat devam etti.
Ama ikisinin içinde de yarım kalan bir şey kaldı.
Çünkü bazen insan hayatına giren kişiyi kaybetmez.
Hiç sahip olamadığı ihtimali kaybeder.
Belki adam bir gün cesaret edecekti.
Belki kadın bir gün o sessizliğin nedenini anlayacaktı.
Ama bazı karşılaşmalar,
bir ömür sürmek için değil…
İnsana hâlâ hissedebildiğini hatırlatmak için gelir.
Ve belki de onların hikâyesi buydu.
Birbirine iyi gelebilecek iki yorgun ruh…
Ama aynı anda iyileşemeyen iki kalp.
Biri sevmekten korktu.
Diğeri yeniden güvenmekten.
Ve hayat,
tam da ikisi de hazır değilken çıkardı onları karşı karşıya.
Geriye sadece şu kaldı:
Bir adamın içinde sakladığı sevgi…
Bir kadının fark edemediği kırgınlık…
Ve ikisinin arasında sessizce duran,
adı konmamış bir tesadüf.
Kayıt Tarihi : 18.07.2026 09:33:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Tesafüf




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!