İnsan bazen bir şehrin ortasında değil de, kendi göğsünün içinde kaybolur. Ben kaybolmayı sokaklarda öğrenmedim; beni yolunu şaşırtan, adımlarım değil, içimde eksilen bir sestir. O günden beri yürüdüğüm her cadde, aynı kapıya çıkıyor: dönüşü olmayan bir bekleyişe.
Akşam, penceremin önüne her gelişinde siyah bir pelerin bırakıyor. O pelerini omuzlarıma aldığımda dünya küçülüyor; yıldızlar susuyor, ay kendi yüzünü bulutların ardına saklıyor. Gökyüzü bile bazen bakmaya utanıyor insana. Çünkü bazı yalnızlıklar anlatılmaz, yalnızca gecenin en kuytu yerine gömülür.
Ben her gece biraz daha taş kesiliyorum.
Duvar saatinin tik takları, kalbimin yerine çalışan eski bir makine gibi dönüyor. Her saniye, içimde kırılmış bir köprünün tahtalarını biraz daha çürütüyor. Zaman dedikleri şey, meğer insanın içinden geçen görünmez bir nehir değilmiş; zaman, bazen tek bir yokluğun omuzlarına yüklediği koskoca bir dağmış.
O dağı yıllardır sırtımda taşıyorum.
Kimse görmüyor.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!