Bir Bakışını Uzun Bir Mektup Gibi Okudum
Bir bakışını
uzun bir mektup gibi okudum.
Öyle acele etmeden,
her kelimesinde biraz durarak,
kimsenin görmediği anlamları
kendi içimde tamamlayarak…
Bir gülüşünü
günlerce içimde taşıdım.
Sanki o gülüş
koca bir şehrin bütün ışıklarını
bir geceliğine yakmış da
ben o aydınlıktan
uzun zaman çıkamamışım gibi.
Bir “nasılsın?” deyişini
kimsenin bilmediği bir hatıra gibi sakladım.
Kimseye anlatmadım.
Çünkü bazı kelimeler vardır,
söylendiği anda sıradan görünür
ama insanın kalbine değdiğinde
bir ömre sığmayacak kadar büyür.
Sen belki
öylesine sormuştun.
Ben öylesine cevap vermedim.
Senin için
birkaç saniyelik bir cümleydi belki.
Benim için
gecenin ortasında
başucuma bırakılmış
sessiz bir iyilikti.
“İyiyim,” dedim sana.
Oysa değildim.
Ama insan bazen
derdini anlatmak istemez.
Hele karşısındaki insan
derdinin sebebiyse…
Nasıl anlatır?
“İyiyim,” dersin.
Gülümser gibi yaparsın.
Sonra eve dönersin.
Kapıyı kapatırsın.
Ve bütün gün sakladığın
o tek bakış
yeniden gelir oturur
karşına.
Senin bir bakışın vardı…
İnsan o bakışta
kendini unutabilirdi.
Ben unuttum.
Bir anlığına
dünyanın bütün sesleri kesildi de
yalnızca gözlerin kaldı önümde.
Ne söylediğini hatırlamıyorum belki.
Ama nasıl baktığını
hâlâ hatırlıyorum.
İnsan bazı şeyleri
hafızasıyla değil,
kalbiyle hatırlıyor.
Ben seni
öyle hatırlıyorum.
Sesini duymadan
sesini duyuyorum bazen.
Bir yerde bir şarkı çalıyor,
senin gülüşün geliyor aklıma.
Bir akşamüstü
gökyüzü aynı renge bürünüyor,
senin yüzün düşüyor içime.
Bir çayın buharında
bir anlık bir şey oluyor,
sen.
Bir sokaktan geçiyorum,
kalabalığın içinde
gözlerim seni arıyor.
Sonra kendime kızıyorum.
Çünkü sen yoksun.
Ama kalbim
bunu hâlâ öğrenemedi.
İnsan bazen
olmayan birini
kalabalıkta arayabiliyor.
Ben de seni aradım.
Hiç bilmediğin yerlerde.
Hiç beklemediğin zamanlarda.
Belki bir gün
karşıma çıkarsın diye değil,
belki bir gün
özlediğim şeyin gerçekten sen olup olmadığını
anlarım diye…
Ama her defasında
cevap aynıydı:
Sen.
Senin bakışın.
Senin gülüşün.
Senin o küçük
“nasılsın?” soruşun.
Ne garip…
İnsan bazen
birinin hayatında
hiçbir şey olmayabilir.
Ama o insan
senin hayatında
her şeyin sessiz adı olabilir.
Sen benim için
öyle oldun.
Hiçbir şey söylemeden
çok şey bıraktın.
Bir cümle kurmadan
bir hikâye başlattın.
Elimi tutmadan
içimde bir yol çizdin.
Ve ben o yolda
uzun zaman
tek başıma yürüdüm.
Bazen sana kızdım.
Bazen kendime.
“Ne anlamı vardı?” dedim.
“Bir bakışa bu kadar anlam yüklenir mi?”
Bir gülüşe
günlerce tutunulur mu?
Bir “nasılsın?”
insanın aklında yıllarca kalır mı?
Kalırmış.
Çünkü mesele
söylenen kelimenin büyüklüğü değilmiş.
Mesele
o kelimenin
kimin ağzından çıktığıymış.
Sen söyleyince
“nasılsın?”
sıradan bir soru değildi.
Sanki biri
içimde kimsenin bilmediği
bir kapının önüne gelip
usulca seslenmişti:
“Ben buradayım.”
Ben o yüzden
sakladım o kelimeyi.
Kimsenin bilmediği
bir çekmecede.
Kimsenin açmadığı
bir hatıranın içinde.
Ne zaman kendimi
fazla yalnız hissetsem
çıkarıp baktım.
Belki saçma.
Belki çocukça.
Ama kalp
mantıkla yaşamıyor.
Kalp bazen
bir insanın söylediği
tek bir kelimeye
yıllarca tutunabiliyor.
Ben de tutundum.
Sana değil yalnızca,
senden kalan
o küçücük ihtimale.
Belki bir gün
daha uzun konuşuruz diye.
Belki bir gün
aynı masada otururuz diye.
Belki bir gün
sen de bana
benim sana baktığım gibi bakarsın diye…
Ama hayat
bazen “belki”lerle
insanı yıllarca bekletebiliyor.
Ve insan
bekledikçe büyümüyor her zaman.
Bazen yalnızca
daha sessiz oluyor.
Ben de sessizleştim.
Sana anlatamadığım
her şeyi içimde büyüttüm.
Söylemek istediğim
her cümleyi
gecelere bıraktım.
Senin bilmediğin
bir hikâyeyi
tek başıma yazdım.
Başrolünde sen vardın.
Ama senin bundan
hiç haberin olmadı.
Belki de
en acı tarafı buydu.
Benim için
bir ömrün başlangıcı kadar önemli olan
şeyler,
senin için
sıradan bir günün ayrıntılarıydı.
Sen gülüp geçtin.
Ben o gülüşte kaldım.
Sen bir bakıp
başka tarafa döndün.
Ben o bakışı
uzun uzun düşündüm.
Sen “nasılsın?” dedin.
Ben o kelimeyi
gecelerce içimde taşıdım.
Belki insan
en çok da burada kırılıyor:
Birinin haberi bile olmadan
onu bu kadar derinden taşıyabilmekte.
Sana kızamıyorum.
Çünkü sen bana
hiçbir şey vaat etmedin.
Ben kendi içimde
bir dünya kurdum.
Sen o dünyanın
sadece gökyüzüydün.
Ben bulutları,
yağmurları,
sokakları,
evleri kendim yaptım.
Sen belki
sadece bir kez gülümsedin.
Ben o gülüşten
bütün bir mevsim çıkardım.
Ve şimdi
geriye dönüp baktığımda
sana değil,
kendime şaşırıyorum.
Bir insanın
başka bir insanda
kendinden bu kadar çok şey bulabilmesine…
Meğer ben seni
sadece olduğun kişi için değil,
yanında olduğumda
kendimde hissettiğim insan için de
taşımışım.
Senin yanında
daha umutluymuşum.
Daha cesur.
Daha ince.
Daha dikkatli.
Daha hayalperest…
Belki de
seni kaybetmekten değil,
senin yanında olduğum
o hâlimi kaybetmekten korkmuşum.
Şimdi bazen
kendime soruyorum:
“Gerçekten seni mi özlüyorum?”
Yoksa senin
içimde açtığın o pencerenin
havasını mı?
Bilmiyorum.
Ama bildiğim bir şey var:
Bir bakışını
hâlâ hatırlıyorum.
Bir gülüşünü
hâlâ içimde taşıyorum.
Bir “nasılsın?” deyişini
hâlâ kimsenin bilmediği
bir hatıra gibi saklıyorum.
Ve artık
bunları sana söylemek için değil,
kendime itiraf etmek için yazıyorum.
Çünkü bazı insanlar
hayatımızda kalmaz.
Ama içimizde
bir iz bırakır.
Ne kadar zaman geçerse geçsin
o iz silinmez.
Sadece acısı azalır.
Bir gün
adını duyduğunda
eskisi kadar içinin sızlamadığını fark edersin.
Ama yine de
bir saniyeliğine durursun.
Çünkü bazı isimler
insanın hafızasında değil,
kalbinin bir köşesinde saklanır.
Ben seni
öyle bir yerde sakladım.
Ne kimsenin bulabileceği kadar açıkta,
ne benim bile kolayca ulaşabileceğim kadar yakın…
Bir yerlerde,
eski bir akşamın içinde,
yarım kalmış bir cümlenin sonunda,
soğumuş bir çayın yanında,
pencereden içeri giren
ince bir akşam ışığında…
Oradasın.
Ve bazen
sana hiçbir şey söylemeden
seni hatırlıyorum.
Çünkü artık
söylenecek her şeyi
içimde defalarca söyledim.
“Keşke…”
“Belki…”
“Acaba…”
“Ya olsaydı…”
Bu kelimelerle
kaç gece geçirdim bilmiyorum.
Ama artık
“keşke”lerin peşinden gitmek istemiyorum.
Sadece o günlerin
bende bıraktığı güzelliği
korumak istiyorum.
Çünkü seni düşünmek
her zaman acı değil.
Bazen bir teşekkür.
Bazen bir gülümseme.
Bazen de
“İyi ki bir zamanlar
o bakışa denk gelmişim,”
diyebilmek.
Belki sen
hiçbir zaman bilmeyeceksin.
Bir insanın
senin küçücük bir gülüşünü
nasıl koca bir hatıraya çevirdiğini…
Bir “nasılsın?”
sorusunun nasıl
gecelerce birinin içinde yankılandığını…
Bir bakışın
nasıl uzun bir mektup olduğunu…
Ve belki de
bilmen gerekmiyor.
Çünkü bazı duygular
karşılık bulmak için değil,
insanın kendi kalbini
tanıması için yaşanıyor.
Sen bana
kalbimin ne kadar derin olduğunu gösterdin.
Bir bakışla.
Bir gülüşle.
Birkaç kelimeyle…
Ben de seni
bir ömürlük bir hikâyeye
dönüştürmeden önce
sadece bir hatıra olarak
kalbimde saklamayı öğrendim.
Şimdi bir akşam
yine karşıma çıkarsan,
belki sana
hiçbir şey söylemem.
Belki yalnızca
gözlerine bakıp
gülümserim.
Sen yine
“nasılsın?” dersin.
Ben bu kez
“İyiyim,” derim.
Ama içimden
başka bir şey geçer:
“Bak, hâlâ hatırlıyorum.”
“Bir zamanlar
bir bakışını mektup gibi okumuştum.”
“Bir gülüşünü
günlerce taşımıştım.”
“Bir nasılsın'ını
kimsenin bilmediği
bir hatıra gibi saklamıştım.”
Ve belki sen
bunların hiçbirini anlamazsın.
Olsun.
Bazı hikâyelerin
sonunu iki kişi bilmez.
Bazen bir insan
hikâyeyi tek başına yaşar.
Tek başına büyütür.
Tek başına susar.
Tek başına tamamlar.
Ve sonunda
yine tek başına
kalbinin bir köşesine koyar.
Ben de seni
öyle koydum.
Ne eksilterek,
ne büyüterek…
Olduğun kadar.
Bende bıraktığın kadar.
Ve eğer bir gün
kendimi çok yalnız hissedersem,
seni yeniden hatırlayabilirim.
Ama artık
sana ulaşmak için değil.
Bir zamanlar
bir bakışın bile
bir insanın günlerini güzelleştirebildiğini
hatırlamak için.
Bir gülüşün
uzun bir kışın içinde
bahar olabileceğini
hatırlamak için.
Ve bir “nasılsın?”ın
bazen gerçekten
“Sen benim için önemlisin,”
demek olabileceğini
hatırlamak için.
Çünkü ben
seni hiçbir zaman
büyük cümlelerle hatırlamadım.
Ben seni
küçük şeylerle hatırladım.
Bir bakışla.
Bir gülüşle.
Bir kelimeyle.
Ve belki de
insanın hayatında en uzun kalan şeyler
tam olarak bunlardır:
Kimsenin önemsemediği
ama kalbinin unutmadığı
küçücük anlar…
Bir bakışını
uzun bir mektup gibi okudum.
Bir gülüşünü
günlerce içimde taşıdım.
Bir “nasılsın?” deyişini
kimsenin bilmediği
bir hatıra gibi sakladım.
Ve şimdi anlıyorum:
Bazı insanlar
hayatımıza bir ömür kalmak için değil,
birkaç saniyelik bir bakışla
ömrümüzün bazı yerlerini
değiştirmek için gelir.
Sen de öyle geldin.
Sessizce.
Fark etmeden.
Ve belki gittiğini bile
hiç fark etmeden…
Ama ben,
o bakışın bıraktığı yerde
uzun zaman kaldım.
Kayıt Tarihi : 25.08.2026 14:31:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!