Heygidi Salihim haklısın haklı,
Bunlar hep kanunsuz yola meraklı,
Aksi karanlıktır,korkular saklı,
Hakemler fenersiz yolda gidemez...
Bir maç uzatma var uzatta uzat,
Bıçak tam kemikte hadi be özat,
..
Şirket sahibisin koymaz ki sana,
Gerçekten şanslısın yıldızdan yana,
Bazı dileklerim ermez ki sona,
Duacı olayım kebap ısmarla.
Balık kızartmayı canım çekiyor,
Pişmiş tavuktan da yağlar akıyor,
..
Yaşı daha on üç
Yüzü yağ içinde
onu tanımak güç
Ekmek peşinde
En altta hiyerarşide
En ağır yük onda
..
O yıl liseyi iyi bir derece ile bitirmiş, muhafazakarlığı ile tanınan sevgili babamdan bir mucize eseri tatile yalnızca arkadaşlarımla gidebilme iznini koparmıştım..Bir yandan çok seviniyor bir yandan da her an vazgeçebilir endişesini taşıyordum..Neyse ki korktuğum olmadı, ancak bir şartla izin vereceğini söylediğinde ben gözlerimi fal taşı gibi açmış ona bakıyordum…Bir şartım var dedi önüne bakarak..'Gideceksiniz ama arkadaşım Hayri’nin otelinde kalacaksınız..Aksi halde imkansız'…Yine ne yapmış ne etmiş kendi yanımda olmasa bile, arkadaşını yanıma postalamıştı. Hayır demem imkansızdı..Boynumu bükerek “peki baba” dedim.. Dört kız arkadaş yolarda güle oynaya otele vasıl olduk..Henüz on yedi yaşında olmanın coşkusuyla deliler gibi eğleniyor, her an sanki komik bir şey oluyormuş gibi abuk sabuk gülüyor, neye güldüğümüzü biz de bilmiyorduk…Günler böylece akıp giderken bir akşam, her zaman yemeğimizi yediğimiz restorandaki baş garson çekinerek yanımıza yaklaştı…'Hülya hanım' dedi önüne bakarak..Bir beni yakın bulmuştu nedense kendine..'Şu ilerde ki masada oturan çift İngilizce bir şeyler söylüyorlar ve bizim de tek lisan bilen arkadaşımız izinli…Sizden ne istedikleri konusunda bana yardım etmenizi istesem acaba ayıp mı etmiş olurum'…Oldum olası birinin benden yardım istemesi hep hoşuma gitmiştir. Bir de dört kızın içinden bu göreve benim layık görülmem beni ziyadesiyle memnun etmiş olacak ki, Piyangodan en büyük ikramiyeyi kazanan biri gibi sevinçle; 'tabii neden olmasın..Memnuniyetle' diyerek bir kahraman edası ile yerimden kalkmıştım…Az sonra aslen Alman olan çiftin yanındaydım..Yemeklerini söylemelerine yardım edip, bölgede gezilecek yerler hakkında kısa bilgiler verdikten sonra yanlarından ayrılmak istedim..Beni çok sevmişlerdi ya da ben öyle zannetmiştim..O gece ve diğer tüm geceler yemeklerini yerken hep yanlarındaydım…Nedense arkadaşlarımı değil de sadece beni istiyorlardı..Bu beni hem çok gururlandırıyor hem de akşam yemeklerinde arkadaşlarımın bensiz yemek yemelerine üzülmeme neden oluyordu…
Birkaç gün böyle akıp gitti…O Cumartesi gecesi ertesi gün otelden ayrılıp, Almanya’ya döneceklerini söylediklerinde hem üzülmüş, hem de akşam yemeklerini arkadaşlarımla yiyebileceğim için sevinmiştim..Her şeye rağmen birkaç gün de olsa bu insanlarla bir çok şeyi paylaşmış olmanın hem sevinci, hem de gidecekleri için burukluğu vardı içimde..Gidecekler ve ben onları belki de hiç göremeyecektim..O zaman öyle bir şey yapmalıydım ki, birlikte paylaştığımız eğlenceli dakikaları onlara anımsatmalıydı..Evet onlara bir hediye almalıydım…Ertesi sabah erkenden Marmaris’in çarşısına gittim…Girmediğim çıkmadığım dükkan kalmadı..Sonunda onların beğeneceğini tahmin ettiğim bir hediye alarak, çok şık bir paket yaptırmış otele dönmüştüm..Pazar gecesi çok geç saatte yola çıkacaklarını bildiğimden, hediyeyi akşam yemeğinde vermeyi planlıyordum..O birlikte yiyeceğimiz son yemekti.. Heyecanlıydım..Hediyeyi verirken neler söyleyeceğimi saatlerce prova etmiş, sözleri birbirine karıştırmamak için kağıda yazıp ezberlemiştim..Nihayet beklenen an gelmişti…Yemekler yenmiş kahveler henüz söylenmişti ki, ben çantamda sakladığım paketi çıkararak, heyecandan titreyen sesim ve ellerimle paketi onlara doğru uzatmıştım…Teşekkür edip, almalarını beklerken, paket elimde öylece kalakalmıştı.. Onlara beni ve Türkiye’yi unutmamaları adına aldığım hediye, sanki benden kötü bir söz duymuş gibi onların kaşlarının çatılmasına neden olmuştu…Paketi daha fazla elimde tutamayarak masanın üzerine bıraktım..Kafa kafaya vermişler Almanca yüksek sesle bir şeyler konuşuyorlardı. O an oradan kaçmak kurtulmak istiyor ama bunu yapacak gücü kendimde bulamıyordum..Bir hediye vermek uğruna düştüğüm bu berbat durumdan biran önce kurtulmak için o an neler vermezdim…Derken Bay Urs konuşmaya başladı…'Bakın…davranışınız çok nazik ve bizim beklemediğimiz bir şeydi..Fakat bu hediyeyi kabul etmemiz mümkün değil…' Benim ağlamak üzere olduğumu görünce, yine kafa kafaya verip bir şeyler konuşup bu sefer bayan Anna, 'görüyorum ki sizi üzdük…bu hediyeyi bir şartla kabul edebiliriz..Bizim de size bir şey vermemiz lazım…mesela bir fotoğraf diyerek ayağa fırladı benim cevap vermemi bile beklemeden o içinde bulunduğum berbat anı ebedileştirdi…Duyduklarımdan dehşete düşmüş bir halde orada öylece kalakalmıştım.. Demek ki bu insanların bir şey kabul edebilmeleri için onların da bir şey vermeleri gerekiyordu…Veda edip masalarından ayrılırken, içimden “Vermeden alınmaz, yasaktır” diyerek arkadaşlarımın masasına gülerek ilerlerken, Türk olduğum ve sahip olduğum yüce duygular adına bir kez daha Allahıma şükretmiştim....
..
Tenbeldeki haslet kedilerden mi bulaşmış
Mâhî yemek ister tüyün ıslatmadan aslâ.
Bi-cehd inanır kendine bir bahşiş ulaşmış
Mülk toplamak ister bir emek katmadan aslâ.
Mâhî = balık
Bi-cehd = çalışma ve çabalama bilmeyen
..
Şimdi oralarda olmak vardı
Bir derviş misali yollara düşmek
İmzasız bir mektup gibi dolaşmak vardı Anadolu ‘yu
Tutunup bir kuşun kanadına bulutlarda yüzmek
Gece karınlığında aya ve yıldızlara konuk olmak
İnip sonra aşağı mücehverlerini boynuna takan
Mardin i izlemek sokaklarında gezip taşların yüreğinde
..
onunla aynı masada otururken içimde fırtınamsı bir heyecan başlamıştı.yüzüne bakarken bile utanıyordum gözlerine olan
saygımdan dolayı.heceleri terbiye ederek kelime haznemde
öylece hitap etme gereği hisseder öyle tebessüm ederdim o konuştuğu vakit.o yemek için menüye bakarken bense saçlarına bakardım okşanılası ve oradan çıkıp, elimi tutup beni
otele götürürken merdiven basamakları ayaklarım altında dize geliyor boyun eğiyordu adeta....önce o giriyor odaya sonra ben.....o utangaç sıkılgan kadın edepten yoksun tavırlar sergileyip işaret parmağıyla gel diyor.......
bense en ahlaklı duruşumla hayır olmaz bugün bizim tanışma yıldönümümüz unuttunmu sevgilim deme cesaretini gösteriyordum...ama bir öpücük verebilirim uzat o boyalı dudaklarını...dudaklarım vişne çürüğü ruja bulansın dediğimde utandığımı hissettim arımsı,yüzüm kızardı dilim bocaladı kem kümümsü......artık yeter deme boyutuna gelmiştim ki o bana hadi artık ne olur öp.. öp..öp beni sabahlara kadar öp derken ve tamda ben tabuları yıkmış ateşli dudaklarımı sıcak yangınlardaki dudaklarla temasa yönlendirirken o da ne STOP.. STOOOP... STOPPP..
olmuyor kardeşim ne bu böyle burda aşk filmimi çekiyoz komedimi...lütfen biraz daha ciddi olun lütfennn...diyen yönetmen son noktayı koyuyordu..ikinizde kovuldunuz...
..
Öksüz bıraktın beni odamda!
Hani gelecektin her güneş batışında,
Oysaki ben seni beklemekten yorulmuyorum,
Bir çiçeğin susuz kalışı gibi boynum bükük,
Öksüz bıraktın beni!
Öksüz bıraktın beni yokluğunla,
..
İnsan ve hayvanlarda
Yiyecekleri çiğnemeye yarayan,
Oynayabilen çene.
Altaş çene oynamak;
Yemek, içmek;
Rüşvet almak, yemek.
Damaklardan altta olanı.
..
Fazla gelişmemiş lehçesi dili
Vallahi bu kadın ölü gömücü
Paraya gelince titriyor eli
Vallahi bu kadın ölü gömücü
Yemek bırakmadı terekte rafta
Bizi aç bıraktı yine bu hafta
..
Beşten bir artık.
Altık karış beberuhi;
Kısa boylular için
Söylenen bir söz.
Birini altı
Okka etmek;
Birini kollarından ve
..
yaprak sarıya mecbur,
havalar ılık,
su dolap dışı,
balkon kapıları sıkı sıkı kapalı,
kaynamayan ikindi çayı,
erken yemek, geç kalma sıkıntısı..
..
Eve gelmiyoruz
Yemek yemiyoruz
Büyüyemiyoruz
Sen yoksun diye.
Sabah kalkmıyoruz
Akşam yatmıyoruz
..
Dünyada en kötü şey hak yemektir,
Hak yiyenin akibeti kötüdür.
Hayatta en kutsal değer emektir,
Hak yiyenin akibeti kötüdür.
Hak yiyen kimsenin günahı bitmez,
Hak yiyenlerin işi akkın gitmez.
..
Mutluluğun resmini çizebilir misin?
Hesabı yapılır mı onun?
Düğümü var mı, çözebilir misin?
Mutluluk, sözle kalbe akış mı?
Veya gözle bir bakış mı?
Sahi bana anlatın ne olur?
Mutluluk; Dersiniz?
..
Bulaşık yıkasan Kılıbık olmam .
Ayrımları yapmam eşitlik varken.
Cananım yorulsa huzurlu olmam
Ayrımları yapmam eşitlik varken.
Kurarım sofrayı yemek yemeye.
Halİmi düşünüp şükür etmeye.
..
İmrendiğimizden mi sıkıntı edinirdim,
Garibanlığa kızar zengine imrenirdim…
Doymadığımdan olsa uyuyamamışımdır,
Demişimdir, açlığım dinmez sıkıntımızdır…
Ete hep karşı çıkmış vicdanım sızlamıştır,
..
Toplumlar: kişisel inanmalı ve kişisel keyfiyetlerle belirmeli oluşmalara, oldukça kapalıdır. Ve öznel keyfiliğe oldukça sınırlamalar getiren bir üretim ilişkileşmeler alanıdır. Oysa halk ve öznel yaşamlarınız da inançlaşmaya çok açık ve çok uygundur. İnançlar, kişiler inanmalı ve kişiler keyfiyetli oluşmalardır. İnançlar, kişileri olduğunca serbestleştiren, yalınlaştıran ve kişisel duyum içerenliğine değin indiren belirme alanlarıdırlar.
Serbestlikleri, toplumsal özgürlük sayma yanılgısı; okumuş, okumamış herkeste ve cahil olanlarda büyük oranda vardır. Hatta sınırlanmayı, kurallarla belirlenmeyi (anarşizmi) , özgürlüğe aykırı sayan yüzeysel düşünmeler çokça vardır. Hâlbuki toplumun bir üretim zorunluluğu varken sosyal yaşamın, kendi alan girişmeleri ile keyfi oluşma sosyal yaşam özgürleşmesi vardır. Cehalet densizliğiyle, bunları ayıramazlar.
Bir kere serbest, gelişi güzel, kafanıza göre davranır olmayı sınırlama, doğanın kendisinde vardır. Söz gelimi uçmak iştiyakı ile serbestçe kendinizi bir uçurumdan aşağı atmanın içinizdeki hevesçi belirmesi vardır. Ve yine bir apartman katından uçma coşkusuna kapılışla aşağı atlama eğiliminiz sizde, güçlü bir şekilde belirirdir. Ama uçamayacak olmanız ve atlamanın sonunda ölümün olması; sizin bu serbest oluşan fikirlerinizi ve keyfilikle oluşacak eylemlerinizi, gerçekleştirmenizi, hem sınırlandırır, hem de engeller olacaktır. Bu bir amaçlı ya da amaçsız olsun, kendilik otokontrollü olan otomatikman bir sınırlanmalı girişmedir.
Yine üzerinde 30 000 voltluk bir gerilim olan tele dokunmayı, özgürlüğünüz adına, hiçbir engel ve sınırlanmayı tanımama adına dahi olsa, kendiliğinden dokunamayacağınızı ve bir sınırlama ile karşı karşıya olduğunuzu, pek ala düşünmüş olmanız lazımdır. Yine bir ormanda gezinti yapmayı, sırf canınız istedi diye bu isteğinizi keyfice ve özgürce gerçekleştiremeyeceğinizi bilirsiniz. Bu da her istediğinizi yapamaz oluşunuzun kendi kendine bir sınırlanmasıdır. Yine özgürlükle ve canınız istediği için ve sırf sınırlanmadan komşunuzun kafasına taşı indirmeyi düşünebilirsiniz. Ama sizin de kafanıza taş inme riskinden dolayı bu isteğinizi, içinize atıp, gemlemek, sınırlamak zorundasınızdır. Nasıl eylemlerimiz (girişmelerimiz, kendimizden ötürü ise, eylemlerimizin (girişmelerimizin) sınırlanması da, yine kendimizden ötürüdür.
..
Senden hiç piano dinlemedim,
Oysa ellerini her gördüğümde
Kulaklarımda canlanır
Büyük bestekarların sonatları.
Bana hiç şiir okumadın,
Halbuki sen konuşurken
..
* Felsefe-Doktrin * Dünyada ve Antoloji.Com da ilk kez *
Vahşi hayvanlar
Önce
Sürüyü değil
Başlarındaki
Çobanları
..



