YEMEK ŞİİRLERİ

YEMEK ŞİİRLERİ

Mehmet Tevfik Temiztürk

Haberler saat başı hep tekrar edilecek,
Bol bol reklamlar ile vakit öldürülecek…

Hep yemek ve içmekten, nefisten bahsedilir,
Rab’bimiz unutulur, hakikat reddedilir…

Kimse kırılmamalı, alınmasın diyerek,
..

Devamını Oku
Mehmet Tevfik Temiztürk

İçmek istemiyorum, ısmarlanmış tek bir çay,
Müşteriliğim nettir, sen yine de içtim say…

Aslında dargınımdır, önüme çay gelmiyor,
Her gün yemek yiyorum, yine de söylenmiyor…

Moda mı giyineyim, bir çay bardağı için?
..

Devamını Oku
Hasan Karahisar

Evlerimizin vazgeçilmez evcilleri,
Kavga tariflerinin tartışmasız neferleri,
Ayrıdır gönüllerimizde her birinin yeri,
Kuyruk sallayınca gerçekleşir istekleri.

Kedi, yemeğini yerken kapar gözlerini;
Unutmak ister sanki yemek veren sahibini.
..

Devamını Oku
Kıymet Sönmez

Testi vardı,
Su bulamadım.
Suyu buldum,
Testi kırıldı.
Yemek vardı,
Ocak yoktu,
Ocak oldu,
..

Devamını Oku
Ali Cengiz Turan

Yaşamak maddiyatla ölçülmez,
Ruhunu güzelliklerle besleyeceksin.
Yaşamak yemek içmek değildir,
Yaşamayı insanlara sevdirebileceksin...

Yaşamak mevkii,şöhret,para değildir,
İnsanlar için mücadele vereceksin.
..

Devamını Oku
Deniz Önderoğlu

Yasak olan ne varsa
Yaşamak istiyorum seninle
Yasak meyveyi yemek,
Sokaklarda öpmek,
Sarılmak istiyorum
Bütün yasakları
Yasaklamak istiyorum
..

Devamını Oku
Ahmet Yozgat

Bizim soba kuru kuru odun yer
Atıştırır kova kova kömürü
Sıcaklık yayar bizim soba odaya.
Bol bol yemek yerim ben
Bardak bardak süt içerim
Sıcaklık yayılır tüm vücuduma.

..

Devamını Oku
Mustafa Gözetlik

Pazarcığa gidek te
köyümüze uğramadan
aç kalınır mı yolda
hoştur yemek molası

Pazarcık ile Antep arası
bir saat eder yemek molası
..

Devamını Oku
Eyüp Gergin

Kimseye değil çocukluğuma sordum kendimi bu sabah..
Hiç beklemediğim ama güzel cevaplar aldım; hem de ilginç cevaplar..


Mesela kalabalıktan korkmuyordum ben ama hep bir şarkı, hep bir sesleniş olmuştum kendime. Annemle balkonda semaverden çay içmekle çok mutlu oluyordum ya da onu izlerken mutluluğu görüyordum..
“Bu akşam ne yemek var anne? ” sorularıyla geçti çocukluğum..

..

Devamını Oku
Münevver Şenol

Kaşıkla verip kepçeyle alma.
Kendini,akıllı mı,? sakın ha sanma.
Kuzu postuna bürünmüş,tilkisin ammaa?
Yukarda ALLAH var bunu unutma.
İşte onu kandıramassın,sakın unutma.
9.6.2006.Malsahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi,ALLAH herhese kendi
kazancını sağlıkla yemek nasip etsin.
..

Devamını Oku
İsmail Malatya

Sağlık demek,varlık demek
'Ben onu yemem'ne demek?
Severek,isteyerek
Ye yavrum,üç öğün yemek.

Kim ister hasta olmayı
Okuldan geri kalmayı?
..

Devamını Oku
Fikret Turhan

ekmeğe karşı,
en kutsal görevdi;
sırada beklemek...
eve giderken de
ucundan azıcık yemek..!

Fikret Turhan-Yalova,
..

Devamını Oku
Perihan Pehlivan

Ülkemizde yetişmeyen bir baharat bitkisi. Kışın size dost. Zencefil oldukca acı olmasına rağmen balla birlikte mukemmel bir doktor. Bizati denedim ve çok faydasını gördüm. Bu yüzden ona merakım bir hayli arttı. Çok daha detaylı bilgiler edindim. Ve bunları paylaşmak istedim.
Faydaları:
Öksürük, sindirim bozukluğu, astım, şişkinlik, bulantı, boğaz gıcıklanmasına iyi geliyor.
Kullanımı: yaş bulursanız soyup güzelce rendelleyin. yeterince bala katıp(kaliteli bal bulursanız çok daha iyi olur) iyice karıştırın ve cam kavonuza koyun bir gece beklesin. Aç karnına bir tatlı kaşığı yiyin. Yok kurusu varsa elinizde toz haline getirip balla kaeıştırın. hatta yemek içine az miktarda kata bilirsiniz. yada kurusundan çay şeklinde içe bilirsiniz.
Zararı varmıdır? Fazla bir yan etkisi yoktur. Fakat günlük 250 gramdan fazla tüketmeyiniz. Hamilelik ve ameliyat önce ve sonrası belli bir süre kullanmayınız.

SAĞLIKLI GÜNLER
..

Devamını Oku
Olgun Ekinci

…………… Sabahın hangi zaman diliminde olduğumu anlamaya çalışırken duvar, tavan, içerideki eşyalar üzerime geliyor birer birer ve çoğalarak… Duvar yıkılıyor üzerime yorganı çekmeye çalışıyorum korunmak için, nafile yorgan gecenin hangi saatinde yerlerde bilemiyorum, tavan çöküyor beynimin kılcal damarlarını titreterek ve eşyalar devriliyor yerlere…

…………… Eve akşam mı geldim ve hangi odadayım kestiremezken, bir an hangi evde nerede olduğumu bulmaya çalışıyorum nafile… Yıllarca her akşam bir oteline esrikliğimle konuk olduğum Güneydoğuda odaklanıyorum bir an ve yok yok diyorum kendimle konuşmalarımda, akşam en son kadehi istediğimde şef garsonun servisi kapattıkları söylemine sinirlenerek bardağı yere atıp kırdığımı hatırlıyorum, sonra iki kişinin kolunda dışarı çıkartılışım ve yediğim ilk darbeden sonra hiçbir şey hatırlamayışım… Hesabı ben mi? başkası mı ödedi diye düşünürken başkasının o saatte o meyhanede olmadığı, bir başınalığım düşüyor geceden esir alan uğultu korosundaki beynime… Gerek görülmedi, hesap tamamdı, kovulmak ve tek yumruk hesap olarak dönmüştü adını bilmediğim, nereden oraya geldiğimi anımsamadığım meyhaneye ve bu odaya gelirken hangi yollardan geçmiştim, ne ile gelmiştim? Siyah keten pantolonumu dolabın kapağı üzerinde olduğunu görüp, kalkmak isterken sendeleyip ama yine de doğrulup ceplerini karıştırıyor, arabamın anahtarına ulaşıyorum… Kim getirmişti beni arabamla ve kim çıkarıp yatırmıştı?

…………… Vivaldinin Dört Mevsim i geliyor kulaklarıma, kim dinliyor diye düşünürken feryatlar yükseliyor çoğalıyor gitgide artan temposu yükselen bir ritimle… İşine gitmekte olan tüp dağıtım kamyonetini süren entel bir şoför sonuna kadar açmış Müslüm babanın Tanrı İstemezse Yaprak Düşmezmiş adlı ünü yurt dışına yayılan şarkısını... Sigarasının ayyaşlığında… Okula giden yarı uykulu çocukları görünce yavaşlayacağına olanca gücüyle kornaya yükleniyor, çocukların uykusu ile gece vardiyasından dönüp henüz yatanların uykusu arasında çok bilinmeyenli sentezler oluşturarak ve arkasında savrulan dağılan boş tüplerin sesi titretirken mahalleyi doymadığı şarkıyı başa almaya çalışıyor hünerli elleri ile… Nazım Hikmetin hangi yıl yazdığını düşünüyor bulamıyorum o an Memleketimden İnsan Manzaralarını ve ülkenin her yeri, her karesi manzara olmuşken ve bu manzarayı yaratan, üreten, resimleyen, içinde olan yurdumun insanları varken tarihte ne ola ki… Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadı değil miyiz? Tufanları gösteren tarihlerin yadı değil miyiz?

…………… Tarhana çorbası olsa şimdi biraz, dumanı tüterken içip toksinlerini az da olsa atabildiğini düşünmek bir an rahatlatıyor, ardından da kıvrandırıyor… Günlerdir sıcak bir tas çorba içmediğim geliyor aklıma, acıkıyorum tarhana kokulu düşler ülkesine uzanmak isterken ve şu anda çıkıp nerede sıcak çorba bulabilirim diye düşünürken kimliksizliğim geliyor aklıma… Kimim ben, ne iş yaparım, çorba içtikten sonra nereye gideceğim… Sahi bilmediğim işime gidemezsem ararlar mı beni telefon gelir mi? Sorarlar mı bilmediğim işime bugün neden gitmediğimi, nerede olduğumu, hasta olup ta gidemediğimi mi düşünürler diye sorgularken telefonun arama sesini en üst seviyeye getiriyorum ki rahatça duyayım nerede çalıştığımı öğreneyim diye… Pencerenin yanından güneş ışığının tamamının vurduğu balkona çıkmak isterken korkuyor, ürküyor vazgeçiyorum… Şimdi hangi kentin havasını bile soluduğumu bilmezken ne işim vardı balkonda ve ne işim vardı odasını bilmediğim duvarları, boyası yabancı olan bu evde… Kimdim, neydim diye sınırlarımı zorluyorken telefon sesiyle irkiliyor hemen açıyor, sonra yere çarpıyorum gelen mehter marşının sağır eden gürültüsünde… Bazı kareler oluşmaya başlıyorken resim yırtılıyor, parçalanıyor, yok oluyor yeniden ve yine kaybolmuşluğumda…
..

Devamını Oku
Perihan Pehlivan

Sanki âşıkla maşuk
Çatal ile kaşık
El, ele vermişler
Sofraya gelmişler
Tabağın yanına durmuşlar
Ayşe’ye sormuşlar
Hangimiz daha gerek?
..

Devamını Oku
Melek Temel

Acı hayat,
Acı kahve,
Acı söz,
Acı yemek,
Acı günler,
Şu köşe başında,
Tatlıcı dükkanı var.
..

Devamını Oku
Nilgün Acar

T U N C A Y
Arkadaşlarla söyleşirken, çok güzel ve doğru fikirler alabiliyorum. Anar’la, İstanbul’dan ve geldiğim Rehabilitasyon Merkez’inden sözederken. “ Sen onların içinden geldin. Her şey yazıldı, anlatıldı. Ama orası, hala kapalı ve bilinmeyen bir dünya. O insanları anlatabilirsin.” Dedi. Evet, o kadar çok malzeme var ki… Diye düşündüm.
Her şeyin ötesinde, bu, benim insanlık görevim ve de borcum. Konuşabiliyorum, düşünebiliyorum, birikimlerim çok fazla, bilincim – farkındalıklarım var. Öyleyse susamam, o dünyayı – insanları içime gömemem. Zaman – zaman, birlikte yolculuklar yapacağız.
Evet.Tuncay’dan başlamak istedim. Çünkü, onun hastalığı, dünyayı bilmem ama ülkemizde yaygın bir sorunun sonucu. AKRABA EVLİLİĞİ. Sadece Tuncay da değil, birçok insanda tanık oldum buna.
Olcay ve Tuncay kardeşler. İkisinde de kas erimesi ve spasite var. Konuşamıyorlar. Olcay: Fiziksel olarak biraz daha iyi. Merkeze ilk geldiklerinde, Olcay yemeğini yiyebiliyor, bazı şeyleri yapabiliyordu. Gittikçe gerilemeye başladı. Çünkü bu hastalık ilerleyici ve bildiğim kadarıyla, tedavisi yok.
Tuncay ağabeyinden, çok daha zor durumda. Hiç oturamıyor. İncecik bedeni 12 – 13 yaşında gösteriyor. Oysa, 20’li yaşlarında. Güzel bir yüzü var. Hep gülümsüyor. Hayata küsmemiş. İnatla tutunuyor. Israrla, atölyede – bizim yanımızda olmak istedi. Ve oldu da.
Her şeyi anlıyor, duyuyor ve görüyor. Ama gözlerinden başka hareket ettirebildiği bir yeri yok, gün – gün eriyen bedeninde. Ona ulaşmaya çalışmak, ayrı bir beceri gerektiriyor. Ama yürekten istersen? Başarıyorsun.
..

Devamını Oku
Eminnur Acar

Yemek üzerine kurulmuş sanki düzen
Her Yaratılan, rızkı için verir savaş
Baykuş ‘a her gün bir serçe, ya da fare
Çalışıp hak edene, helaldir rızk
Karşılıksız, rızkı sadece Allah verir


..

Devamını Oku
Eminnur Acar

Cennette üreme yok, yemek, yemek yok
Uydu şeytana, bozdu kuralları insan
Yedi yasak meyveyi, oluştu sindirim sistemi
Attı onları Yaratan cennetinden, dünyaya
Birbirlerinden hayli uzak, olarak


..

Devamını Oku
Yılmaz Örmeci

Güzel dinimizde her türlü ibadetin yeri, anlamı, önemi, değeri ve yararı vardır. Allah'ın bizim ibadetlerimize ihtiyacı olmadığı gibi ibadetlerin tümü insanların kendisi içindir.

Oruç da bunlardan biridir. İslam’dan önceki kitabi dinlerde de olan (Bakara 183) , Hristiyanlık ve Yahudilikte değişik zaman ve biçimlerde tutulan orucun asıl önemi empati ile fakirlerin halinden anlamak ve onlara yardım etmek, sosyal, sınıfsal ve parasal bakımdan insanlar arasında dengeyi sağlayarak toplum barışı ve huzuruna katkı sağlamak, nefisleri köreltmek, sabretmeyi öğrenmek, mide ve iç organları dinlendirerek vücut sağlığını korumaktır.

Ayrıca orucu bozmayan ancak getireceği manevi kazançlardan mahrum bırakacak davranışlardan; savaş, kavga, fitne, dedikodu, yalan ve insanları incitecek diğer bütün kötü davranışlardan uzaklaşmak da en büyük toplumsal yararlarındandır.

Sözüm ona oruç tutan ama insanlara karşı nefretle davranan,
..

Devamını Oku