Dağılıp gitse de şu fâni âlem,
o soğuk ısıl ölümün mutlak uykusuna varsa da,
İnce belli bir bardak çayın sıcaklığında,
kaostan ahenk derleyen bir iyimserlik var.
Zaman her şeyi yorar,
her nizamı yıkarak mutlak bir atalete sürükler sanırlar,
Oysa hayat dediğin,
aperiodik bir kristalin içinden süzülüp,
İstanbul'un silüeti gibi taptaze bir dirlik yazar.
Yarın ne getirir diye korkmayız,
iyi niyetle atılırız o ihtimaller uzayına,
Belirsizlik dediğin,
göğsümüzde açılmayı bekleyen
saklı güzellikler bahçesidir bir bakıma.
Dara düştüğümüzde,
vapurun ardına takılan martılar misali
Lévy uçuşlarıyla süzülmek gelir içimizden,
En optimum çıkışı bulacağımıza inanıp,
rızkımızı ararız gökyüzünden ve yeryüzünden.
Sen kaybedince ben kazanmam,
uzağız biz o sıfır toplamlı vahşi hesaplardan,
Bir kahvaltı simidini bölüşür gibi,
pozitif toplamlı sabahlarda paylaştıkça
büyürüz aynı harmandan.
Mesafeler yalandır, kuantum dolanıklığın sırrıyla
öyle derinden kenetlenmişiz ki biz,
Her ihtimali eşzamanlı yaşar,
koherensiyle Trakya'dan Anadolu'ya
bütün yolları tek bir nefes biliriz.
Lodos kopup sarsıldığımızda,
dengeden çıkıp yıkıldık sanırlar,
Halbuki bu kadim şehrin altında miselyum ağları gibi
birbirine sessizce sarılan köklerimiz var.
Kriz vurur, ateş sarar; biz dağılımlı yapılar misali
acının tam içinden geçer,
Boğaz'ın erguvanları gibi yepyeni bir düzene doğarız,
Ve her düştüğümüzde nihayetinde geri kalmaz,
adaptif bir esneklikle çok daha güçlü bir evreye geçeriz.
Çünkü içimizdeki bu sarsılmaz tebessüm;
simüle edilmiş bir tavın ateşiyle pişen,
en düzgün huyumuzdur.
Kayıt Tarihi : 29.05.2026 22:23:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!