Dönerken yine sılama aheste aheste
Geçit vermez hırçın Fırat'ın gözleri doldu
Gönlüm durmadı gurbet denen meçhul kafeste
Nazenin Kızılırmak hasretle bekler oldu.
Canım Ayşem ki memlekette telli duvaklı
Vatanım, bayrağım, milletim deyip yola düştüm
Gazi olmak da büyük şeref, ama onu geçtim
En harika mertebe olan şehitliği seçtim
Herkesi geçtik, lakin anam sıra bana geldi
Doğu Türkistan’ım bir Kürşat, İsa Yusuf bekler
Orta dünyada Gandalf'ın ordusu gibi şafaktan
Musluklardan tuhaf sesler, galiba sular geliyor.
Kir çıkmıyormuş damla ile tencere, tabaktan
Kuyu açılan Afrika bile göze daha uygar geliyor.
Upuzun günün ardından koca şehre bir umut
Şöyle dört bir yana buram buram ter
Kokmadan volta atamam sular kesik
Bitlenmeden çıkarsa cendereden ser
Küflü yastığıma yatamam sular kesik.
Taşımayla su yolunda kırılırmış testi
Hiç eksiksiz günde bir veya iki telefon açarsın
Anlayamadım ki sen paraları nereye saçarsın
Richard Kimble olsan o parayla Afrika’ya kaçarsın
Senin hızına uçak bile yetişemez Süleyman’ım
İyi güzel de, Hacı Musa değil ki dünya bankası
Bir hekime çarpardı ya sallasak elimizi
Ama sana emanet ettik en kıymetlimizi
Ailecek güvendik n'olur kırma belimizi
Ardı sıra atma, seni iyi bilsin tabibim.
Hayat dediğin dünyalık bir nefesten ibaret
Tuhaf camekan mimari, kavanoz gibi yapısı
Banko yarıda bitmiş, rüzgardan diğer yarısı
Böyle giderse sağlam göremeyecekler Mayısı
Kaloriferden ırak, vallahi üşüyorlar müdürüm.
Vatandaş bile kedi gibi peteğin dibine siniyor
Aşkın kapısında dimdik bekçi duramadım
Elalem denen zalim illet ezip geçiyor
Şu kara bahtımı sensiz hayra yoramadım
Elem arayıp bulup en masumu seçiyor.
Hasret kaldık sevgiliyle güzel istikbale
Sapladın yüreğime aşkın zülfikârını
Hem acımadan vuruyor hem de hor görüyorsun
Saldın böğrüme sevdanın kor olmuş hârını
Bir de bu duman nereden diye soruyorsun.
Tecellinle eriyen kalbim yüce dağında




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!