Deli demiş velinin birisi
İnanmış ona köy ahalisi
Ali diye biri yazmış şiir
Ali yazmış veli bozmuş denir
Sözün başı belli değil
Bunu diyen veli değil
Yalanlamanın dili değil
Savunmanın yeri değil
Ateşlerden gömlekler
Delilerden işaretler
Geliyorlar birer birer
E ne demiş eskiler
Ali yazar veli bozar
Ali’nin derdi değil
Velinin kibrini bilir
Âdem’den Havva’dan gelir
Kibir ile tamahı gönlünden silen bilir
İbrahim’in döneminde putlar taştan
İnsanın kiri akıyor baştan
Hangi İbrahim kıracak söz ilen
Suç baltadan değil benden bilinir
Anladık veli değil deliymiş
Bu haber kirliliğinden belliymiş
Ali yazar Veli bozar demişler
English Title: Veli (The Saint and The Fool)
A poem by Mehmet Emin Yılmaz
Kayıt Tarihi : 2.09.2026 22:45:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Köyde beni anlamadılar. Bir şeyh vardı; etrafı kalabalık, sözü kanun, kibri dağlardan büyük... Herkes onu "Veli" bilir, dizinin dibinde el pençe divan dururdu. Ben ise onun içindeki o kibri, o tamahı görürdüm. Ne kavga ettim ne de bağırıp çağırdım; yalanlamanın dili de savunmanın yeri de değildi çünkü. Sadece elime bir kağıt kalem aldım, gördüğümü yazıya döktüm. Günümüzün taş olmayan putları insanın kendi nefsindeydi ve o pisliği temizleyecek bir kelam gerekiyordu. Benim yazdıklarımı görünce adımı "deli"ye çıkardı. Ahali de biat ettiği şeyhin haber kirliliğine kandı, beni aralarına almaz oldu. Ben de çareyi dağlara kaçmakta buldum. Dağda kesilmedik kervan bırakmadım ama mal için değil; durdurduğum her yolcuya tek bir soru sordum: "Var mı insandan fazla insanlık?" Gülüp geçtiler, "Eşkıya bu!" dediler. Sonunda yakalayıp beni zindana attılar. Taş duvarların soğukluğunda, o şeyhin kibrini unutmamak için duvara sürekli aynı sözü kazıdım: "Ali yazar Veli bozar." Ben Ali değilim, ama o şeyhin adı Veli olmasa da kibri tıpkı anlatılan o eski masallardaki gibiydi. Ben yazıyordum, o bozuyordu. Zindanın karanlığında kendi kendime kağıtlara şiirler dizmeye devam ettim. Suçu dışarıda aramıyor, Hz. İbrahim’in putları kırıp baltayı büyüğüne asmasını hatırlayarak "Suç baltadan değil benden bilinir" diyordum. Bir gün içeri gerçek bir alim girdi. Duvara kazıdığım o tek cümleyi gördü, ardından yerdeki kağıt parçalarını toplayıp tek tek okumaya başladı. Şiirlerimdeki dert ile duvardaki söz birleşince durdu, derin bir iç çekti. Sonra nöbetçilere döndü: "Beni bu adamın yanına götürün, onun kelamını dinleyeceğim," dedi. Kağıtlarımı okudukça, duvardaki o yazının anlamını kavradı. Zindanın demir parmaklıkları arkasında duran gerçek bilgeyi gördü ve kadıya dönüp o tarihi sözü söyledi: "Asıl alim odur! Çıkarın onu buradan, beni atın içeri!"




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!