Kendi ellerimle ördüğüm duvarlar arasında,
En çok kendimi hapsettiğim için;
Vaktinden önce açan çiçeklerimi,
Kendi merhametsiz ayazımda titrettiğim için...
Senden binlerce kez Özür dilerim kalbim.
Ben eksik değilim; fazlayım bu dar çağa,
Aynı adımda durur, aynı adımda dağa varırım yavaşça.
Aynam yüzüme küser, yüzüm aynaya darılır,
İkimiz de haklıyız; suç biraz dünyaya kalır.
Zaman cebimde paslı bir çivi gibi durur,
Zihnimin duvarlarına kazıdım gölgeni, silinmiyor artık
Sanki bir yazgı bu, kaçışı olmayan o dar koridorda
Bakışların genişliyor içimde, bir derya misali
Ruhumun üşüyen yanlarını, hayalinle örtüyorum.
Mevsimler devriliyor, renklerin solgun olduğu bir vedada
Seni sevmek, sabahın henüz kimse uyanmamış o saf ışığında saklı,
Şehrin gürültüsü başlamadan önceki o kutsal sessizliğin ta kendisi.
İçimde filizlenen bir umudun en taze, en ürkek haliyle uyanmak,
Yastığa düşen gün ışığında senin hayalini izlemek her saniye.
Dünyanın tüm karmaşasına rağmen, hayata başlamanın en güzel mazereti,
Her nefeste şükretmek için bulunan o tarifsiz sebepsin sen.
Bazı yerlerde ozan olurum, tellerin sızısında demlenir avazım,
Yedi iklimin kederini yüreğin tek bir vuruşuna sığdırırım,
Gönülden gönüle kurulan o sırlı köprünün en mahzun eşiğinde dururum,
Sesimle toprağı uyandırır, susuşumla göğü kendime şahit tutarım.
Bu sesin bittiği yerde şair olurum, kelimelerin tenine dokunur parmaklarım,
Masanın üstünde bir kandil, titrerken can çekişir her an,
Zihnimde bir mahşer provası, her kelime kopan bir feryat-ı figan.
Ben ki; Sezai’nin sürgünlüğü, Akif’in o hiç dinmeyen sızısıyım,
Kendi ruhunun karanlığında boğulan, bir demin son yazısıyım.
Yorgunluğum şahsi değil; bir Doğu Türkistan sabahıdır yüzüm,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!