Henüz söylenmemiş kelimeler var avucumda,
Birikmiş sessizliklerin ağırlığıyla eziliyorum.
Zaman, parmaklarımın arasından sızan ince bir kum gibi,
Tutmaya çalıştıkça daha çok eksiliyorum,
Kendi içimde bir gölge gibi büyüyor yokluğun.
Biliyorsun, her gidiş bir parça bırakır geride,
Eski bir ceketin cebinde unutulmuş bir kağıt gibi.
Yırtılmaya hazır, ama hala bir anlam taşıyan,
Hangi yöne dönsem rüzgar hep aynı yerden esiyor,
Ve ben hep o soğuk kıyıda bekliyorum seni.
Bir şehri taşımak gibi omuzlarında hatıralar,
Sokakları tozlu, lambaları sönük ve kimsesiz...
Adını fısıldasam, yankısı bile geri gelmiyor artık,
Öyle bir boşluk ki bu, dipsiz bir kuyu sanki,
Düştükçe derinleşen, derinleştikçe sessizleşen.
Gökyüzü bu gece biraz daha solgun
Yıldızlar bile küsmüş sanki ışığını vermeye.
Yorgun bir martının kanat çırpışında gizli hüzün,
Ne kadar uzağa uçsa da kalbi hep o eski yuvasında,
İnsan en çok ait olduğu yerden kırılıyor galiba.
Şimdi bu beşinci mevsimin tam ortasındayım,
Ne bahar gelebiliyor ne de kış bitebiliyor.
Sadece duruyorum, ellerim cebimde, gözlerimde bir sızı,
Eksik kalan ne varsa başucuma koydum,
Sessizce bekliyorum, o hiç gelmeyecek olan sabahı.
Aramıza yollar değil, uçurumlar ektiğinde,
Göz göze gelmek bir mucizeye kaldığında,
Ve sesin yankılanıp sadece kendi duvarlarına çarptığında;
İşte o zaman anlarsın,
Uzaktan sevmenin ne kadar zor olduğunu.
Dokunamadığın bir elin sıcaklığını düşlemek,
Geceyi bir yorgan gibi değil, bir yük gibi taşımak...
Her sabah eksik bir uykudan, yarım bir rüyadan uyanıp
Kendi gölgende derman aradığında;
Yüreğinin nasıl bir gurbete dönüştüğünü görürsün.
Aynı gökyüzüne bakıp, farklı yağmurlarda ıslanmak,
İçindeki yangını bir bardak suyla söndürmeye çalışmak...
Kelime kalabalığında aslında en çok susmakmış sevmek;
Bir telefon ekranında can bulan bir gülüşe tutunurken
Ruhunun nasıl inceldiğini hissedersin.
İnsan en çok ulaşamadığı yerden kanarmış meğer,
En çok duyamadığı sesin boşluğunda kaybolurmuş.
Takvimlerden düşen her yaprak bir vedaya benzese de
Hala o ilk günkü heyecanla bir hayale sarıldığında;
Zamanın aslında ne kadar acımasız aktığını anlarsın.
Yorgun bir göçmen kuşun kanat çırpışı kadar bitkin,
Ama bir o kadar da inatçı olduğunda bu sevda;
Başını yastığa koyup, boşluğu kucakladığın o an,
Gözlerinden süzülen o sessiz yaşta bulursun cevabı:
Öyle zordur ki uzaktan sevmek, her nefeste biraz daha azalmaktır.
Artık ne yollar suçlu ne de takvimler,
Bu hikâye, sessizliğin en derinine yazıldı.
Kendi sesimden bile uzaklaştığım o kimsesiz kuyuda,
Seni sevmek; bir uçurumun kenarında, ismini boşluğa bırakmaktı.
Şimdi o boşluktan geri dönen tek şey,
Yüreğime çarpan o soğuk ve keskin yankı
Kayıt Tarihi : 4.05.2026 22:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!