Yine o şehre dönüyordum.
Tren rayları geceyi ikiye bölüyor,
Camlara vuran ışıklar
Yüzümü başka başka kadınlara benzetiyordu.
Saçlarımda acele eden bir rüzgar,
İçimde çocukluğundan beri susmayan
O delice inanma isteği.
Sana geliyordum.
Sanki bütün yollar
Yalnızca bir insanın ellerine çıkabilirmiş gibi,
Sanki insan bir şehri
Sadece birini sevdiği için ezbere bilebilirmiş gibi.
Gökyüzü morla turuncu arasında yanıyordu.
Güneş batmamıştı,
Yalnızca parçalanmıştı.
Kırıkları bütün binaların camlarına saplanıyordu.
O şehir ışık içiyordu akşamları.
Tramvaylar turuncu bir düş gibi geçiyordu önümden.
Pencerelerde çiçekler,
Balkonlarda yorgun kahkahalar vardı.
İnsanlar sanki
Kırılmayı bile zarif taşıyordu orada.
En bezmiş yüzlerde bile
İnce bir yaşama isteği parlıyordu.
Bağlarda kayboluyordum yine.
Sokaklar döne döne sana çıkıyordu.
Kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki
Sanki kaburgalarımın altında
Camdan bir kuş çırpınıyordu.
Sonra seni görüyordum.
Bir bacanın önünde,
Ellerin ceplerinde,
Beni beklerken.
Suratında yine o yorgun ifade.
Dünya birden yavaşlıyordu.
Bütün sesler Porsuk’un
Karanlık suyuna karışıyordu sanki.
Yalnızca sana yürüyen ayak seslerimi duyuyordum.
Ve ben,
Hayatım boyunca ilk kez
Gerçek bir sahnenin içine giriyordum.
Yanına vardığımda
İçimdeki bütün uğultu diniyordu.
Yüzüne yaklaşırken
Sanki uzun zamandır kayıp olan
Bir mevsim dönüyordu dünyaya.
Yanaklarına birer buse konduruyordum
Hiç bilmediğim teninin kokusu
Usulca karışıyordu içime,
Geceyle birlikte demleniyordu.
O an
Bütün yalnızlığımın üstü
Çiçeklerle örtülüyordu.
Sanki yıllardır içimde kapalı duran bütün pencereler
Aynı anda açılıyordu göğe.
Sanki biri bana sonunda
“Geldin” diyordu.
Ve ben
O şehirde,
Işıkların altında,
Sana bakarken
İlk kez ölmekten korkmuyordum.
Kayıt Tarihi : 18.05.2026 03:26:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!