O sâkinin işvesi mi, mey mi bilmem, câm dolunca
İşretin ilk kadehinde, câm içinde mey lâl olur.
Sonra sâki lütfedip de, peymâne lebler olunca
Serhoş etse de buseler, lezzetleri zülâl olur.
Ben hep
Hercai menekşelerin mahzun yüzlerinde
Göz yaşları gibi duran
Çiy taneleri toplamayı sevdim.
Kirlenmiş denizlerin üzerinden
BİLMİYORUM, NERDEYİM?
Sığda yüzmedim hiç, hep derindeyim,
Dipsiz bir boşluğun en dibindeyim,
Evrenin, kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerindeyim.
Hücre hapsine mahkûmum;
BİR DRAMA
Bir bakarım; çok hiddetli, şimşekler var hep gözünde
Her nigâhı, can alıcı, yürek delen bir zülfikâr,
Bir bakarım; pek de masun, meltem eser gül yüzünde,
Hayat boyu, sevdalardan vurgun yemiş, pek âşikâr...
Mum ışığına âşık pervaneler
Yanana dek, o alevin etrafında dönerler.
Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış,
Hazan vurmuş gülistânı, bahçe harap, târumar,
Ne gül kalmış, ne bir gonca, ne de bülbül sesi var...
Bütün etraf, kızıl- sarı hüzün rengi yapraklar,
Solgun yüzlü, kızıl saçlı mahzun bir yar; sonbahar...
Kader, ufka nar kabuğu rengi bir güz asarsa,
Biz, sevginin, muhabbetin aşka varan yoluyuz.
Yaratılmış her varlığın sevgisiyle doluyuz.
Her ne kadar sevdik miydi, Mecnun gibi sevsek de,
Leylâlara kul olmayız, biz Mevlânın kuluyuz
BENİM ASKERİM, BENİM ORDUM
Bu ne asil askerdir, bu ne aziz bir ordu,
Çanakkale ruhunun azmi var devamı var.
Kaç yüz yıldır şerefle o korudu bu yurdu,
Peygamber Ocağı'nın gizemi, kıvamı var.
A- HİKÂYELER
Onu, oldukça soğuk bir sonbahar sabahı görmüştüm ilk kez. Teknik Üniversitede ikinci yılımdı. Her günkünden biraz daha erken çıkmıştım evden. Sonbahar sonlarının ayazına rağmen, havayı ısıtamasa da, insanın içini ısıtan bir güneş vardı gökte ve ben kaç gündür özlemiştim o sonbahar güneşinin içimi ısıtmasını. Kabataş'tan bindiğim otobüs, Gümüşsuyu'na gelirken, güneş, şeytan olup girivermiş olmalı ki on dokuz yaşımın kaynayan kanına, dışarıda bu pırıl pırıl İstanbul günü dururken, fakültenin loş koridorları, birden çok itici geldi bana ve o gün okulu asmaya karar verdim. Otobüsten inmedim ve Taksime kadar devam ettim. Saat sekiz buçuk civarındaydı ve Beyoğlu, henüz günlük insan yoğunluğuna ulaşmamıştı. Taksim'den Galatasaray'a doğru, kâh vitrinlere, kâh gelip geçenlere göz atarak, âvare âvare yürürken onu gördüm. Sekiz-on adım kadar ötede, karşıdan geliyordu. Telaşlıydı sanki. Bir an, olduğum yerde çakılıp kaldım, ipnotize olmuş gibiydim. Ne ayaklarım, ne gözlerim, beynimden hiç bir komut almaya gerek görmemişti. Yolun üstünde durmuş onu seyrediyordum. Koyu mavi, biraz da kısalmış bir manto giyiyordu ve aynı renk bir kaşkolu sarmıştı başına. Kaşkolun altından sarı saçları alnına ve omuzlarına doğru taşmıştı. Rujsuz, fakat soğuktan iyice kızarmış dudakları ve hele o lâcivert gözleriyle ancak yüce Tanrı'nın yaratabileceği güzellikte bir tablo gibiydi yüzü... Ve o muhteşem tablo, o muhteşem güzellik, yanımdan süzülüp geçtiği kısacık zamanda, âdeta beynime nakşolmuştu. Hem de aklımdaki her şeyi, bir anda silip süpürürcesine...
Bu bir anlık şoktan kurtulunca, hemen yanımdaki dükkânın vitrinine bakar gibi yaptım ve kendimi toplayıp, bilinçsizce yürüdüm peşinden. Sadece bir kaç adım atmıştım ki, onun az ilerideki bir dükkânın önünde durduğunu ve elindeki anahtarla dükkânın kapısını açıp içeri girdiğini gördüm. Ben de o dükkânın vitrini önüne geçtim. Burası, gömlek, kravat, çorap, mendil, çakmak, portföy gibi erkek aksesuarları satılan bir dükkândı. Ben, tabii vitrini değil, içerisini görmeye çalışıyordum. O, mantosundan sonra, başına eşarp gibi sardığı kaşkolu çıkartınca, altın sarısı saçları dökülüvermişti omuzlarına... Bir süre, hayran hayran onu seyrettikten sonra büyülenmiş gibi ayrıldım oradan. Fakat bu ayrılış, sadece bir kaç dakika sürdü ve ayaklarım beni tekrar o vitrinin önüne taşıyıverdi. İçeriyi izleyişim epey uzun sürmüş ve onun da dikkatini çekmiş olmalı ki, birden kapıya doğru yürüdü, karşımda durdu ve o lâcivert gözlerini gözlerimin içine dikerek,
'Beğendiğiniz bir şey var mı? ' demez mi...
BİR SEVDA BİYOGRAFİSİ
(Kaybolmakta olan güzel sözcüklerle)
Hâreli gözlerinin tecessümü vehmimde
Hâtırât-ı sevdâdır, bir müflis mizân gibi
Yadigârdır her ânı, şimdi metruk zihnimde




-
Filiz Kalkışım Çolak
-
Günay Öztürk Özdemir
-
Fatma Avcı
Tüm YorumlarHoşgörüsü ,pınarlar gibi akar şiirin duvağından ;uçar bir kızın sinesine konar ,bir oğlan gülümser göğsünde, göğün kuşağından rengarenk sevgiler diziliverir boynuna insanın, Ünal babacığımın dokunuşlarından.Sabah eğilir, suyun çehresinden öper, inci tanesi gibi yaşlar sıralanır gözlerinden güle mera ...
'Öyle bir sen ol ki içimde, içinde hep ben olayım.'.. (*)
Tek bir mısra, satırlara bedeldi. güçlü kaleminizi ve yüreğinizi kutluyorum Sayın Ünal bey
herkese göre bir şiir olmuş... :) :) :) :) :